Tıbbi Hatanın Hukuki ve Cezai Sonuçları


Doktorların yaptıkları tıbbi hataların hukuki ve cezai sorumluluğu var mıdır? Doktorların kasıtlı olarak yaptıkları hatalar nedeniyle birçok insan yaşamını yitirmektedir. Bu kasıtlı hataları mesleğin icrasına dayandırmak yanlıştır. Tıbbi hatalar hastanın tedavisi gerçekleştirmeye yönelik yapılan işlemlerin öngörülemez biçimde hastaya zarar veren sonuçlarıdır. Doktorların tıbbi müdahalelerinde kasıtlı olarak yaptıkları hataları tıbbi müdahale kapsamına alamayız. Lakin tıbbi müdahalelerin riskleri vardır. Hastanın risklere rağmen tedaviyi kabul etmesinden doğacak zararlardan hekim sorumlu değildir. Tedavi için hekime izin verilen risklere ‘KOMPLİKASYON’ denilmektedir. Hekimin tedbirsizlik, dikkatsizlik gibi durumlara ise ‘MALPRAKTİS’ denilmektedir.

Hekimin fiilinin niteliği önemlidir çünkü bazen haksız fiilinden dolayı ceza davası ; sözleşmeye aykırılığından dolayı hukuk davası niteliği alır. Suç kanunda yaptırımı olan fiillerdir. Fakat bu fiilin niteliği olan kasıtlı olarak mı yoksa taksirle mi işlendiği önemlidir. Buna bağlı olarak tıbbi işlemde suç oluşabilmesi için hekimin kusurlu olarak bu davranışı yapması gerekmektedir. Hekim ile hasta arasındaki ilişki vekalet ilişkisidir bu vekalet ilişkisine dayalı yapılan hatalardan hekim sorumludur.

Hukuka Uygunluk Nedenleri

Türk ceza kanunlarına göre cezai yaptırım gerektiren suçlar belli durumlarda kanunlar tarafından meşru kılınmıştır. Suç normal şartlar altında cezai sorumluluk gerektirebilir fakat hukuka uygunluk nedeni varsa suçun cezai sorumluluk ortadan kalkmaktadır. Hastanın rızası ve görevin yerine getirilmesi hukuka uygunluk halleridir. Hekimin ilk olarak hastayı tedavi hakkında hastayı açıklayıcı bir şekilde bilgilendirmesi gerekmektedir. Bu bilgilendirme tedavide izlenecek yollar ve riskleri içermesi gerekmektedir. Bilgilendirme tamamlandıktan sonra hastanın tedaviye başlanabilmesi için açık rızası gerekmektedir. Buna bağlı olarak normal şartlar altında cezai yaptırım gerekecek fiil için hukuka uygunluk doğar. Başka bir hukuka uygunluk şartı ise görevin yerine getirilmesidir. Eğer hastanın bilinci kapalı ve rızasını belirtemeyecek durumda ise zaruret hali oluşur. Müdahalede bulunacak olan kişide doktor olma şartı aranır. Doktor yaptığı müdahaleden kasıtlı olmayan hatalarından sorumlu tutulamaz.

Hekimin Kasta Dayalı Cezai Sorumluluğu

Hekimin müdahalesinde ilk aranması gereken hukuka uygunluk şartıdır. Eğer hukuka uygunluk nedeni yoksa veya hukuka uygunluk nedeninin sınırları aşılmış ise cezai sorumluluktan söz edilebilir.

Mesleğin icrası esnasında kasıtlı olarak işlenebilecek suçlar, Ötenazi de dahil olmak üzere Kasten adam öldürme (TCK mad. 448), İntihara yardım (TCK mad. 454), Kasten müessir fiil (TCK mad. 456), Çocuk düşürme–düşürtme suçları (TCK mad. 468, 469 ve 470), Kısırlaştırma ile ilgili suçlar (TCK mad. 471), Kanun’a aykırı organ ve doku alma (2238 sayılı Kanun, mad. 3, 15), Şartlara uymadan canlı bir kimseden hasta bir kimseye organ nakli (2238 sayılı Kanun mad. 8, 15), Şartlarına uymadan ölüden canlıya doku nakli (2238 sayılı Kanun mad. 14, 15), Deneysel amaçlı organ nakilleri (TCK m. 456) Kasten adam öldürme (TCK mad. 448), Çocuk düşürme–düşürtme suçları (TCK mad. 468, 469 ve 470) ), Kanun’a aykırı organ ve doku alma (2238 sayılı Kanun, mad. 3, 15).

Dünyamızda her insanın düşmanı olabileceği gibi doktorların da düşmanı olabilmektedir. Bu düşmanlık neticesiyle doktor düşmanlık beslediği şahsa karşı bulunduğu kasti ve hatalı tıbbi müdahaleden sorumlu olur. Hukuka uygunluk sebebi ortadan kalkar ve kasten adam öldürmekten sorumlu olur.

Hastanın rızasına karşı hekimin yapamayacağı müdahaleler vardır. Bunlarda biri hastanın yaşamına son verdirilmesini istemesidir. Hasta yaşamına son verdirilmesini istese bile hekim bu müdahaleyi gerçekleştiremez. Buna rağmen hekim bu müdahaleyi gerçekleştirir ise kasten adam öldürme hükümlerinden yargılanır. Bazı durumlarda ise hekim bu müdahaleyi yapmasına rağmen hafifletici cezalar alabilir. Örnek olarak hasta hastalığı nedeniyle yoğun bir acı çekmektedir. Hastalığın kurtuluşu olmaması sebebiyle açık rızası ile ölmek istemektedir. Doktor vicdani duyguları ile bu hastanın yaşamına son verecek müdahalede bulunmuştur. Burada doktorun elbette ki cezai sorumluluğu vardır fakat hafif cezalar alacaktır.

2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanununa göre bedel karşılığında organ nakli veya organ saklanılması yasaktır. Organ naklini yapan ve aracı olan herkesin cezai sorumluluğu vardır. Canlı bir kimseden organ nakli yapılabilmesi için ise belirli şartlar aranmaktadır. Kişinin sağlıklı ve sağlam olması gerekmektedir. Nakil edilecek organın yokluğunun şahsın hayatına devam etmesini engel teşkil etmemesi gerekmektedir. Son olarak organ verenin ve organ alanın da yazılı olarak rızalarının alınması gerekmektedir. Eğer bu şartlar gerçekleştirildiğinde hukuka uygunluk nedeni oluşur. İnsan öldükten sonra vücudundaki organlar belli bir süre canlı kalır. Bu organların nakli için rıza ölen kişinin en yakın akrabasından alınır. Lakin bu organlar sadece nakil amacı ile kullanılabilir. Deney amacı ile kullanılırsa cezai sorumluluk gerektirir.

Meslek Dolayısıyla İşlenebilen Suçlar

Hekimler mesleğin icrası sınasında işleyebileceği suçlar oluğu gibi mesleki faaliyetleri dolayısıyla işleyeceği suçlar da bulunabilmektedir. Bu suçlar rüşvet ve irtikap suçları (TCK mad. 209, 211, 212, 213), görevi kötüye kullanma (TCK m. 240), görev ihmali (TCK mad. 230), meslek sırrını açıklama (TCK mad. 198) gibi suçlardır.
Rüşvet suçu bir memurun başka bir kişi ile anlaşıp bedel karşılığı memurun icra ettiği işinde karşı tarafa bu bedel karşılığında ayrıcalık tanımasıdır. Suç memurun taahhüt verdiği aşamada tamamlanmış olmaktadır. Bu suçu diğer memur gruplarında görebileceğimiz gibi hekimler arasında da görülmektedir. TCK mad. 209, 211, 212, 213 göre bu suçu işleyen hekimleri cezalandırmaktadır.

Görevi ihmal suçu, memurun icra ettiği görevi kasıtlı olarak geç yapması veya kasıtlı olarak ihmal etmesidir. Görevi ihmal suçunun en önemli şartı memurun kendi iradesiyle yapmış olmasıdır.
Görevi kötüye kullanma, memurların görevlerini icra etmelerindeki amaçtan sapmalarıdır. İhmal ve suiistimal bir arada bulunur.

TCK 198. maddesine göre meslek sırlarının ifşası suç sayılmaktadır. Ancak bu maddeye göre meslek sırrının açıklanması meşru bir sebebe dayanıyorsa hukuki uygunluk sebebi oluşturmaktadır.

Taksirle Ölüme Sebebiyet ve Taksirli Müessir

TCK’nın 455. maddesinde, “Tedbirsizlik veya dikkatsizlik veya meslek ve sanatta acemilik veya nizamat ve evamir ve talimata riayetsizlik ile bir kimsenin ölümüne sebebiyet veren şahıs …” cezalandırılır denilmektedir. Yine aynı Kanunun 459. maddesinde “Her kim tedbirsizlik veya dikkatsizlik yahut meslek ve sanatta nizam veya acemilik, talimat ve emirlere riayetsizlik neticesi olarak bir şahsa cismen eza verecek veya sıhhatini ihlâl edecek bir zarar iras eder yahut aklî melekelerinde teşevvüş husulüne sebebiyet verirse … cezalandırılır” hükmüne yer verilmektedir.

TCK’nın bu maddesi kapsamında ölüm neticesini veya yaralanma neticesinin arasında ‘taksirli fiil’ illiyet bağının kurulması gerekmektedir. Hekimin fiilinin taksirli sayılabilmesi için acemilik, emir ve nizamlara riayetsizlik, tedbirsizlik, dikkatsizlik etmiş olması gerekmektedir. Taksirle yaralama durumu yaşandığı takdirde bunun ispat etme zorunluluğu vardır ve bu zorunluluk hastaya aittir. İlliyet bağını ve kusuru kanıtlamak zarar görene aittir. Ancak bazı durumlarda ispat etme zorunluluğu hekime geçmektedir. İncelemeye gerek olmayan hallerde açıkça hekimin kusurlu olduğu görülüyor ise ispatlama yükü hekimindir. Diğer bir ispatlama zorunluluğu doğan durum ise hekimin, hastanın rızasını almasına ilişkin kısımdır. Hekimin hastanın rızasını alırken müdahale konusunda hastayı aydınlattığı ve risklerinden bahsetmiş olmasının ispat zorunluluğu hekime aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir