Nafaka Davası ve Nafakanın Çeşitleri


Nafaka, kelime anlamı olarak TDK’ da “Geçinmek için gerekli olan şeylerin bütünü, geçimlik.” şeklinde ve hukuken “Birinin geçindirmekle yükümlü bulunduğu kimselere, mahkeme kararıyla bağlanan aylık.” olarak tanımlanmıştır. Türk Medeni Kanunu’nda dört farklı nafaka çeşidi düzenlenmiştir. Bunlar tedbir nafakası, iştirak nafakası, yoksulluk nafakası ve yardım nafakasıdır.

Tedbir Nafakası

Tedbir nafakası boşanma davası devam ederken talep edilebileceği gibi boşanma davasından önceki dönemde de nafaka için talepte bulunulması mümkündür.

Boşanma davasından önceki tedbir nafakasına eş ve reşit olmayan çocuklar lehine hükmedilir. Bağımsız bir dava olarak açılmaktadır. Hukukumuzca boşanma davalarından farklı olarak “ayrılık davaları” olarak da nitelendirilebilen, eşlerin birlikte yaşamalarına ara vermenin önünü açan düzenlemeler mevcuttur. Nafakanın bu türüne böyle bir durumda hükmedilebilecektir ancak nafaka talebinde bulunan tarafın ayrı yaşamakta haklı olduğunu her türlü delil ile ispat etmesi şartı aranır. Hükmedilecek nafakanın miktarı, tarafların sosyal ve ekonomik durumları göz önünde bulundurularak ihtiyaçlarını karşılayabilecek şekilde, Medeni Kanunu’nun 4.maddesinde düzenlenen Hakkaniyet Kuralları temelinde belirlenmelidir. Nafaka yoluyla zenginlik kaynağı oluşturulmamalıdır.

Dava öncesindeki tedbir nafakasının başlangıç tarihi dava tarihidir. Tedbir nafakasında faiz yürütülemez. Tarafların kendi aralarında yabancı para üzerinden ödenmesini kararlaştırmaları durumu hariç nafakaya Türk Lirası olarak hükmedilir.

Nafaka davası eşlerden birinin yerleşim yerindeki Aile Mahkemesinde açılabilmektedir. Bu şekilde talep edilecek olan tedbir nafakası nispi harca tabidir. Harç, talep edilen yıllık nafaka miktarı üzerinden değerlendirilir.

Koşulların Değişmesi

Koşulların değişmesi halinde hakim, eşlerden birinin talebi üzerine kararında değişiklik yapabilir veya sebebin ortadan kalkması halinde alınan önlem tamamen kaldırılabilir. Böyle bir durumda tedbir nafakasında yapılacak değişikliğin ya da kaldırılmasının değerlendirilmesinde yetkili mahkeme nafakaya hükmeden mahkemedir.

Boşanma davasının açılmış olduğu durumda Medeni Kanunun 137. Maddesi gereği hakim kendiliğinden çocuklar ve eşin barınması, bakımı ve eğitimi için gereken tedbirleri almak mecburiyetindedir. Dava sırasında hükmedilen tedbir nafakasından eş ve ergin olmayan çocuklar yararlanır. Tedbir nafakası “geçici” nitelikte bir nafaka türüdür. Bu bakımdan tarafların kusurlu olup olmamasına bakılmayacaktır.

Dava devam ederken hakimin tedbir nafakasına hükmedebilmesi için tarafların talebine ihtiyaç duyulmamasına rağmen eğer bir talepte bulunulmuşsa talebe bağlılık ilkesi çerçevesinde talep edilenden fazla bir miktara hükmedilemez. Dava süresince şartların değişmesi söz konusu olduğunda hakim kendiliğinden ya da talep üzerine nafaka miktarında değişiklik yapabilir.

Boşanma ile beraber talep edilen tedbir nafakası fer’i niteliktedir ve bu sebeple bir harca tabi değildir. Nafaka, boşanmaya ilişkin hüküm kesinleşinceye kadar devam eder. Hükmün kesinleşmesinden sonra ya tamamen ortadan kalkacak ya da varlığını yoksulluk veya iştirak nafakası şeklinde koruyacaktır.

Tedbir nafakasının ödenmemesi durumunda cebri icra yoluna gidilebilir. Geçici bir tedbir niteliğinde olup ilam hükmünde olmaması sebebiyle nafaka borçlusu aleyhine disiplin hapsi cezası kararı verilmesi mümkün değildir. Cezai anlamda bir sorumluluk doğmayacaktır.

Yoksulluk Nafakası

Yoksulluk nafakası, boşanma sebebiyle yoksulluğa düşecek tarafın diğer taraftan daha fazla kusurlu olmaması şartıyla talep edebileceği nafaka çeşididir.

Yoksulluk nafakası isteminde bulunulabilmesi için aranan ilk koşul boşanma sebebiyle yoksulluğa düşmüş olmaktır. Yoksulluk kavramı somut olayın şartlarına göre değerlendirilir. Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için mutlaka talep edilmesi aranır. Hakim kendiliğinden hükmedemez. Talep yazılı ya da tutanağa geçirilmek üzere sözlü olarak yapılabilir. Nafakaya süresiz olarak karar verilir. Ancak nafaka alacaklısının evlenmesi veya taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden, nafaka alacaklısının evlenme olmadan fiilen başka biriyle evliymiş gibi yaşamaya başlaması veya haysiyetsiz hayat sürmesi halinde ise mahkeme kararı ile kaldırılabilecektir.

Yoksulluk nafakası için dava devam ederken talepte bulunulabileceği gibi evliliği boşanma ile sona erdiren mahkeme kararının kesinleşmesinden sonraki bir yıllık süre içerisinde de talep edilmesi mümkündür. Bu dava bağımsız şekilde, nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesinde açılır.

Yoksulluk nafakası alabilmek için evliliğin ne kadar sürdüğünün bir önemi yoktur. Hakim, irat şeklinde ödenecek nafakanın devam eden yıllarda hangi miktarda artırılacağını da kararında belirleyebilir.
Boşanma davasında lehine tazminata hükmedilen taraf bakımından nafakaya hükmedilmesinde bu iki kurumun farklı niteliklerde olması dolayısıyla herhangi bir engel bulunmamaktadır.

İştirak Nafakası

İştirak nafakası, velayeti kendisine verilmeyen taraf aleyhine, ergin olmayan çocuk lehine herhangi bir talep olmaksızın hakim tarafında kendiliğinden de hükmedilebilecek olan nafaka türüdür. Nafakanın bu türünde tarafların kusurlu olup olmaması hiçbir önem teşkil etmemektedir. Nafakanın amacı çocuğun yetiştirilmesi, sağlık, barınma, eğitim ve diğer ihtiyaçlarına velayeti kendisine verilmeyen tarafın da maddi durumu oranında dahil olmasının sağlanmasıdır.

Mahkeme tarafından daha önce tedbir nafakası niteliğinde ödenmesine hükmedilen nafakanın boşanma ya da ayrılık kararı ile kesinleşmesi üzerine iştirak nafakası şeklinde ödenmesi kararlaştırılır.
İştirak nafakası, velayeti kendisine verilen eş, çocuğa atanmış olan kayyım ya da vasi veya ayırt etme gücüne sahip durumdaki çocuk tarafından talep edilebilir.

İştirak nafakası kural olarak çocuğun 18 yaşını doldurması, evlenmesi ya da Medeni Kanunun 12. Maddesine dayanılarak mahkeme kararı ile ergin kılınması durumlarında sona ermektedir. Ancak çocuk ergin olmasına rağmen eğitim durumu devam ediyor ise eğitim hayatı sona erinceye kadar iştirak nafakası ödenmeye devam edilecektir.

Nafakanın miktarına karar verilirken çocuğun eğitim durumu, sosyal ve ekonomik şartları bakımından ihtiyaçlarını karşılayabilecek nitelikte ve eşlerin maddi gücü de göz önünde bulundurulmak suretiyle değerlendirme yapılır.

Hakim, irat şeklinde ödenmesine hükmedilen nafakanın sonraki yıllarda hangi oranda artacağını da kararında belirtebilmektedir. Böyle bir miktar belirlenmemiş ise şartların değişmesi durumunda nafaka alacaklısı ya da nafaka borçlusu tarafından nafaka uyarlama davası açılabilir.
İştirak nafakası, nafaka borçlusunun ölmesi, çocuğun eğitim hayatının sona ermesi ve çocuğun evlenmesi durumlarında kesilir.

Kanun koyucu tarafından nafaka alacaklarının ödenmemesi durumunda nafakanın korunması için birtakım tedbirler öngörülmüştür. Nafaka alacakları İcra Kanununa göre düzenlenecek sıra cetvelinde 1. Sıra alacaklar içerisinde sayılmıştır. Bu sebeple nafaka borçlusunun menkul ya da gayrimenkul mallarının icra yolu ile satılacak olması durumunda satış parasından öncelikle nafaka borcu ödenir. Nafaka alacağının tahsili için emekli maaşına haciz konulabilir. Nafaka borçlusunun maaşında önceden haciz olsa dahi aylık nafaka miktarı önceki hacizden bağımsız olarak maaştan kesilecektir.

Yardım Nafakası

Yardım nafakası, talep üzerine, yoksulluğa düşecek olan alt soy, üst soy ve kardeşler lehine dava tarihinden itibaren hükmedilen nafaka türüdür.

Yargıtay içtihatlarına göre; yeme, giyinme, barınma, sağlık, eğitim, ulaşım, kültür gibi kişinin varlığını koruyabilmek ve geliştirmek için zorunlu olduğu harcamaları yüklenebilecek miktarda geliri olmayan kişilerin yoksul olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Yardım nafakası talep edilirken miras sırası takip edilecektir. Nafaka alacaklısı alt soydan nafaka talep edebileceği durumda iken kardeşlerine başvurması mümkün değildir.

Yardım nafakasına hükmedecek yetkili mahkeme taraflardan birinin yerleşim yeri mahkemesidir.
Hakim, talep edildiği takdirde irat biçiminde ödenmesine hükmedilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre hangi oranda ödeneceğini de kararında belirtebilir.

NAFAKA ALACAKLARINDA ZAMANAŞIMI

Kural olarak mahkeme ilamları ve ilam hükmündeki diğer kararlar son işlem tarihinden itibaren 10 yıl geçmesi ile zamanaşımına uğrar. Ancak nafakaya ilişkin ilamlar bu kuralın istisnasını teşkil eder. Nafaka alacağına dair, bir kararın üzerinden 10 yıl geçmiş olmadı durumunda dahi, o mahkeme kararı geçerliliğini korumaktadır. Ancak biriken nafakaların üzerinden 10 yıl geçtiği takdirde ilam zamanaşımına uğramasa dahi nafaka alacakları zamanaşımına uğrayacaktır.

NAFAKA ALACAĞININ TAHSİL EDİLEMEMESİ DURUMUNDA NE OLUR?

İcra İflas Kanunu’nun 344. Maddesine göre nafakaya ilişkin mahkeme kararını yerine getirmeyen nafaka borçlusunun şikayet edilmesi üzerine 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılacağı düzenlenmiştir.
Nafaka alacaklarında, genel alacaklar için maaşın 1/4 ‘üne haciz konulabiliyor olmasına rağmen aylık nafaka miktarının tamamı için borçlunun maaşına haciz konulabilmekte ve hatta borçlunun emekli maaşı da haczedilebilmektedir.

Satıcının Ayıptan Sorumluluğu ve Ayıplı Mal


Ayıplı maldan doğan sorumluluk 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 219-231’inci maddeleri arasında düzenlenmiştir. Ayıp kavramı kanunda tam anlamıyla tanımlanmamış olmakla birlikte bu maddeler ayıptan sorumluluk hallerini hüküm altına almıştır.

Ayıp kavramı değerlendirilirken miktar eksikliğinin ayıplı mal değil, eksik ifa teşkil ettiğinin bilinmesi önem arz eden hususlardan biridir.
TTK, TBK ve TKHK hükümleri göz önünde bulundurulduğunda tüketiciler tacirlere göre daha ayrıcalıklı değerlendirilmişi ve birçok yönden lehlerine hüküm konmuştur. Kanunen art niyetlilik, ağır kusur olarak nitelendirilmiş, daha ağır yaptırımlara tabi tutulmuştur.

Ayıp Türleri

Türk Borçlar Kanununun 219.maddesinde sözleşmeye aykırılık halinde karşılaşılabilecek iki ayrı tür ayıp düzenlenmiştir;
Zikredilen niteliklerde ayıp; satıcının alıcıya ürün hakkında belirli nitelikler olduğunu bildirmesi ve bunların söz konusu malda bulunmamasını ifade eder.
Objektif değer olarak ayıp; sözleşme konusu şeyden beklenen faydayı azaltan veya tamamen ortadan kaldıran durumun var olmasını ifade eder. Bu karar dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilir.

TBK md.219’a göre;
“Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur.
Satıcı bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumlu olur. ”
Dolayısıyla satıcının satılanda bulunan mevcut ayıbı bilip bilmemesi önem arz etmemekte ve sorumluluğun doğması için satıcının kusuru aranmamaktadır.

Sâtıcının Ayıptan Sorumluluğu

Satıcının ayıptan sorumlu tutulabilmesi için bir takım maddi ve şekli şartların gerçekleşmiş olması gerekir.

Maddi Şartlar

Emtiada bir ayıp mevcut olmalıdır. Satıcı böyle bir şeyi vadetmemiş olsa dahi satılandan beklenen özelliklerin mevcut olmaması durumu ayıp olarak kabul edilir. Ayıp; maddi, hukuki veya ekonomik nitelikle olabilir.

Satılandaki ayıp önemli olmalıdır. Ayıp sonucunda söz konusu eşyanın değerinin veya kullanıma elverişliliğinin önemli derecede azalıyor veya tamamen ortadan kalkıyor olması gerekmektedir. Bu gibi durumlarda objektif beklenti karşılanmayacak olduğu için, ayıp önem kazanmış olur. Önemsiz ayıplardan dolayı satıcının sorumlu tutulması mümkün değildir.

Alıcının bu ayıbı bilmiyor olması gerekir. Alıcının sözleşmenin kurulması anında mevcut ayıbı biliyor olması veya gerekli özeni göstermiş olsa bilebilecek olması durumunda satıcının ayıba dayalı sorumluluğu doğmayacaktır. Satıcı, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan, böyle bir ayıbın mevcut olmadığını ayrıca üstlenmiş ise sorumlu olur.

Alıcı, ayıplı malı kabul etmemiş olmalıdır. Alıcının satılanı ayıplarıyla beraber kabul etmesi durumunda ayıptan doğan hakları ortadan kalkacaktır.

Ayıp, hasarın alıcıya geçmesinden önce satılanda mevcut olmalıdır. Hasarın geçmesinden sonraki ayıplar ancak özel olarak üstlenilme veya kasten gizlenme hallerinde sorumluluğun doğmasına sebebiyet verebilir.

Şekli Şartlar

Satılanı İnceleme ve Gözden Geçirme Şartı: TBK md.223 uyarınca alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre ilk imkan bulduğu an gözden geçirmeli ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektirecek bir ayıp tespit ederse bunu uygun bir süre içerisinde satıcıya bildirmelidir. Tacir olmayan alıcılar yeterli deneyim ve uzmanlığa sahip olmadıkları için gözden geçirme hususunda onlardan beklenen özen derecesi daha hafif değerlendirilir. Tacir alıcılar ise inceleme konusunda daha titiz davranmalıdır.

Bildirim Külfeti: Ayıp bildirimi bir hukuki işlem veya irade beyanı niteliğinde değildir. Tek taraflı olarak satıcı veya vekiline yöneltilmesi gereken bilgidir. Alıcı bildiriminde satılandaki ayıbı açık bir şekilde tanımlamalı ve onu kabul etmeme iradesini satıcıya kesin bir ifadeyle belirtmelidir.
Ayıp bildirimi herhangi bir şekle tabi değildir. Ancak mektup veya noter kanalıyla ya da güvenilir elektronik imza kullanılarak e-posta sistemi ile yapılması ispat kolaylığı sağlayacaktır.

Bildirim süresi satışın türüne göre farklılık arz etmektedir. Ticari olmayan satışlarda bildirim süresi TBK m.223’te uygun bir süre olarak belirlenmiştir. Uygun süre deyimi alıcının ayıbı satıcıya bildirebileceği makul zaman olarak değerlendirilmelidir. Alıcının bildirimi ihmal etmesi ayıbı kabul ettiği anlamına gelir. Olağan bir gözden geçirmeyle fark edilemeyen bir gizli ayıp sonradan ortaya çıkarsa alıcı bunu satıcıya derhal bildirmek zorundadır.

Ayıplı hayvan satışları için bildirim süresi TBK m.224’te hayvanın teslim alındığı veya almada temerrüt edildiği tarihten itibaren 9 gün olarak düzenlenmiştir.

Satıcının Ayıp Sorumluluğundan Dolayı Alıcı Lehine Doğan Haklar

TBK m. 227 ayıplı mal teslim edilmesi halinde alıcıya bazı seçimlik haklar tanımıştır.

  1. Alıcı, satılanı teslim etmeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönebilir.
  2.  Alıcı, satılanı alıkoyup satış bedelinde ayıp oranında satış bedelinde indirim isteyebilir.
  3. Alıcı, aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteyebilir.
  4. Alıcı, imkan varsa satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteyebilir.

Alıcının bu seçimlik hakları kullanabilmesi bir takım sınırlamalara tabi tutulmuştur. Bunlar;

  • Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek alıcının bu haklarını kullanmasını engelleyebilir. Ayrıca satılan alıcıya yüklenebilen bir sebeple yok olmuş, başkasına devredilmiş veya şekli değişikliğe uğramış ise dönme hakkını kullanamaz.
  • Alıcının ayıplı malı bilerek kullanması veya tüketmesi durumunda ayıptan feragat ettiği kabul edileceğinden bu halde de sözleşmeden dönmesi mümkün değildir.
  • Birden çok maldan veya parçadan oluşan bir mal birlikte satılmışsa ve bunlardan bazıları ayıplı ise dönme, sözleşmenin tamamı için değil yalnız ayıplı mal ve parçalar için söz konusu olur.
  • Satılanın değerindeki eksikliğin satış bedeline çok yakın olması durumunda alıcı ya sözleşmeden dönecek ya da ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini talep edecektir.
  • Nihayet, tacirlere özgü bir durum olarak diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılmalıdır.

Genel Hükümlere Göre Tazminat Hakkı

TBK m. 227 uyarınca alıcı seçimlik haklarının yanında satılanın ayıplı olarak teslim edilmesi sebebiyle maruz kaldığı zararlar için genel hükümler çerçevesinde tazminat isteme hakkına sahiptir. Alıcının diğer seçimlik hakları ile birlikte veya onlardan bağımsız olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için alıcıya yüklenmiş olan gözden geçirme ve bildirim külfetini yerine getirip getirmeyeceği hususu tartışmalıdır.

Ayıplı Maldan Doğan Haklarda Zamanaşımı

Satılandaki ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde bile satılanın devredilmesinden itibaren 2 yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. 2 yıllık süre taşınırlar için geçerli olup taşınmazlar için bu süre 5 yıl olarak belirlenmiştir. TBK m.231 çerçevesinde ise satıcı sorumluluğu daha uzun bir süre için yüklenmiş olacaktır.

Sorumsuzluk Anlaşması

Ayıptan doğan sorumluluğu düzenleyen hükümler emredici nitelikte değil düzenleyici niteliktedir. Taraflar aralarında yapacakları bir sorumsuzluk anlaşması ile bu hükümlerin aksini kararlaştırabilmektedirler. Bu hususta sorumluluğu artırabilmeleri, hafifletebilmeleri veya ortadan kaldırabilmeleri mümkündür. Ancak satıcı veya alıcının tek taraflı olarak kendi işyerlerine asacakları bir sorumsuzluk anlaşması geçerli olmayacaktır.

Yapılan sorumsuzluk anlaşması satıcının ağır kusurlu olması halinde geçersizdir. TBK m. 221’ de bu açıkça hükme bağlanmıştır; “Satıcı satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise, ayıptan sorumluluğunu kaldıran veya sınırlayan her anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.”

Hakimin Reddi, Yasaklılığı, Reddin Şartları ve Redde İtiraz


Hakimin reddi, bir davada hakimin tarafsızlığı bakımından şüpheye düşülecek önemli bir sebebin gerçekleşmesi halinde taraflardan birinin talebi üzerine hakimin reddedilmesi veya hakimin kendiliğinden o davadan çekilmesini ifade etmektedir. Hakimin reddi usulü Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 36. Maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde uyarınca özellikle şu hallerde hakimin reddi için geçerli sebebin varlığı kabul edilmektedir;

  • Davada, iki taraftan birine öğüt vermiş ya da yol göstermiş olması.
  • Davada, iki taraftan birine veya üçüncü kişiye kanunen gerekmediği hâlde görüşünü
    açıklamış olması.
  • Davada, tanık veya bilirkişi olarak dinlenmiş veya hâkim ya da hakem sıfatıyla
    hareket etmiş olması.
  • Davanın, dördüncü derece de dâhil yansoy hısımlarına ait olması.
  • Dava esnasında, iki taraftan birisi ile davası veya aralarında bir düşmanlık
    bulunması.

Bu ret sebeplerinden birinin varlığı halinde yasaklılıktan farklı olarak hakimin davadan
kendiliğinden çekilme zorunluluğu bulunmamaktadır.

Hakimin Reddedilmesi Usulü Nasıldır?

Hakimin reddi sebeplerinden birinin varlığından haberdar olan tarafın ret talebini en geç ilk duruşmada ileri sürmesi gerekmektedir. Hakimin reddini talep edecek olan tarafın ret sebebini davaya bakıldığı esnada öğrenmesi durumunda ise en geç öğrenmeden sonraki ilk duruşmada, yeni bir işlemin yapılmasından önce talebini bildirmesi gerekecektir. Belirtilen sürede yapılmayan ret talebi dikkate alınmaz.

Hakimin reddi dilekçe ile talep edilmelidir. Bu dilekçe, ret talebinin dayandığı sebepler ile delil ve emarelerin açıkça gösterilmesini ve varsa gerekli belgeleri de bünyesinde barındırmalıdır.

Hakimin reddi dilekçesi, reddi istenen hakimin mensup olduğu mahkemeye verilmelidir. Hakimin reddi talebinde bulunan taraf, dilekçesini karşı tarafa tebliğ ettirmelidir. Karşı tarafın cevap vermek için bir haftalık süresi vardır. Bu sürenin sona ermesinden sonra yazı işleri müdürü tarafınca ret dilekçesi, mevcut ise karşı tarafın cevabı ve ek belgeleri dosya ile birlikte reddi talep edilen hakime iletilir. Hakim bundan sonraki bir haftalık süre içerisinde dosyayı inceler ve ret sebeplerinin kanuna uygunluğu hususundaki düşüncesini yazılı olarak bildirerek dosyayı merciine gönderilmesi amacıyla yazı işleri müdürüne verir. Ret sebebi sabit olmasa bile merci bunu muhtemel görürse, ret talebini kabul edebilecektir. Kural olarak ret sebepleri hakkında yemin teklifinde bulunulamamakta ve hakimin reddi talebi geri alınamamaktadır.

Hakimin Reddi Talebini İnceleyecek Olan Merci Hangisidir?

Hakimin taraflardan birinin talebi üzerine veya kendi kanaatiyle davadan çekilme kararı vermesi halinde ret talebini incelemekte yetkili mercii bu çekilmenin kanuna uygun olup olmadığını değerlendirir.

Hakimin ret talebi, hakkında ret istenen hakim katılmaksızın mensup olduğu mahkeme tarafınca incelenir. Ancak reddedilen hakimin katılmaması mahkemenin toplanamamasına sebep oluyor ya da mahkeme tek hakimden oluşuyor ise ret talebi, o yerdeki asliye hukuk hakimliği yapan diğer mahkeme ya da hakim tarafından incelenir. O yerde, asliye hukuk hakimliği tek hakim ile yerine getiriliyor ise ret talebi, varsa asliye ceza hakimi tarafından, yoksa en yakın asliye hukuk mahkemesi tarafından incelenecektir.

Sulh hukuk hakiminin reddedilmesi durumunda ret talebi o yerdeki diğer sulh hukuk hakimi tarafınca incelenir. Ancak o yerde sulh hukuk hakimliği tek hakim tarafından yerine getiriliyorsa ret talebi, bulunma sıralarına göre, o yerdeki sulh ceza hakimi, asliye hukuk hakimi, asliye ceza hakimi, hiçbirinin bulunmaması halinde ise en yakın yerdeki sulh hukuk hakimi tarafından incelenir.

Hakimin Reddi Talebi Nasıl İncelenir?

Hakimin reddi talebi üzerine karar, dosyanın incelenmesi ile de verilebilir. Reddi istenen hakim, merci tarafından redde ilişkin karar verilinceye kadar o davaya bakamaz. Ret talebi merci tarafınca kabul edilmediği takdirde hakkında ret isteminde bulunulan hakim  davaya bakmaya devam edecektir. Ret talebinin kötü niyetle yapıldığının tespit edilmesi ve esas yönünden kabul edilmemesi durumunda talepte bulunan kişilerin her biri hakkında beş yüz Türk lirasından beş bin Türk lirasına kadar disiplin para cezası hükmü verilir. Hakim hakkında aynı davada ayna tarafın iradesiyle ileri sürülen hakkimin reddi talebinin reddedilmesi durumunda verilecek olan disiplin para cezası, bir önceki disiplin para cezasının iki katından az olamaz.

Hakimin Reddi Talebinin Geri Çevrilmesi Nasıl Olur?

Aşağıdaki hallerde hakimin reddi istemi kabul edilmeyerek geri çevrilecektir:

  • Ret talebinin zamanında yapılmamış olması durumunda
  • Ret sebebi ve bu sebebe ilişkin inandırıcı delil veya emare gösterilmemesi durumunda
  • Ret isteminin davayı uzatmak amacıyla yapıldığının açıkça anlaşılabiliyor olması
    durumunda

Bu hallerde ret talebi, toplu mahkemelerde reddedilen hakimin müzakereye katılmasıyla, tek hakimli mahkemelerde ise reddi talep edilen hakimin bizzat kendisi tarafından geri çevrilecektir.

Ret Kararına İlişkin Kararlara Karşı İstinaf Yolu

Esas hüküm bakımından istinaf yolu kapalı bulunan dava ve işlerde hakimin reddi talebine ilişkin kararlar kesindir. Esas hüküm bakımından istinaf yolu açık olan dava ve işlerde ise merci tarafından verilecek ret talebine ilişkin karara karşı hüküm tarihinden sonra bir haftalık süre içerisinde istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesinin bu konudaki hükmü kesindir.

Ret Kararına İlişkin Kararlara Karşı Temyiz Yolu

Esas hüküm bakımında temyiz yolu kapalı olan dava ve işlerde, bölge adliye mahkemesi başkan ve üyelerinin reddine ilişkin kararlar kesindir. Temyiz yoluna açık olan dava ve işlerde ise ret istemi hakkında verilen karar tefhim veya tebliği tarihinden itibaren bir hafta içerisinde temyiz edilebilecektir. Yargıtay’ın bu konudaki kararı kesin niteliktedir. Bölge adliye mahkemesi hakiminin reddedilmesine ilişkin talebin reddi hakkındaki kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay tarafından bozulması veya ret talebinin kabulü kararının Yargıtay tarafından onanması durumunda ret sebebinin doğduğu tarihten itibaren yapılmış işlemler ve ret talebinde bulunan tarafın itirazda bulunduğu esasa ilişkin işlemler, davaya daha sonra bakacak olan bölge adliye mahkemesi tarafınca iptal edilecektir.

Hakimin Yasaklılığı Nedir?

Hakimin yasaklılığı durumu Hukuk Muhakemeleri Kanununun 34. Maddesinde düzenlenmektedir. Buna göre aşağıdaki hallerde hakim davaya bakamayacak, öyle ki davaya bakmaması yönünde bir talepte bulunulmamış olsa bile hakimin kendiliğinden davadan çekilmesi gerekecektir:

  • Davaya bakacak olan hakimin kendisine ait olan, doğrudan doğruya veya dolayısıyla kendisi ile ilgili olan bir davada
  • Aralarındaki evlilik bağı kalkmış olsa dahi eşi ile ilgili bir davada
  • Hakimin kendisi veya eşinin alt ve üst soyuna ilişkin bir davada ( çocukları, annesi ve babası)
  • Hakimin kendisi ile aralarında evlatlık bağı bulunan kişiler hakkındaki davalarda
  • Üçüncü derece de dahil olmak üzere kan veya oluşturan evlilik bağı kalkmış olsa dahi aralarında kayın hısımlığı bulunan kişilere ilişkin davalarda
  • Hakimin nişanlısına ilişkin bir davada
  • Hakimin kendisinin iki taraftan birinin vekili, vasisi, kayyımı veya yasal danışmanı sıfatıyla hareket ettiği davalarda hakim davaya bakamaz.

Cumhuriyet Savcılarının Yasaklılığı ve Haklarında Ret Talebinde Bulunulması Mümkün Müdür?

Hakimin yasaklılığına ve reddine ilişkin hükümler Cumhuriyet Savcıları bakımından uygulanmamaktadır. Türk Ceza Muhakemesi Kanunu da bu konuda herhangi bir düzenleme öngörmemiştir. Ancak bir soruşturmada Cumhuriyet Savcısının tarafsızlığı konusunda şüpheye düşülmesine sebep olabilecek önemli bir durumun varlığı halinde savcıların mensup olduğu amir makam olan Cumhuriyet Baş Savcılığına başvuruda bulunarak değiştirilmesi talebi ileri sürülebilir. Ancak bu yol yargısal nitelikte değil idari nitelikte bir yoldur.

Şufa Hakkı (Önalım Hakkı) Davası


Şufa Hakkı Nedir? Basit bir şekilde açıklayacak olursak, bir mal üzerindeki paylı mülkiyette payları olan 3 kişiden herhangi birinin, payını satması durumunda diğer 2 paydaşın satılan payı almak için öncelikli hakkı olmasıdır. Şufa Hakkı (Önalım Hakkı) Davası ile bu hak kullanılmaktadır.  Şufa hakkı, paylı mülkiyet kurulduğu anda ortaya çıkar. Pay sahibi kişilerden birinin satış işlemini yapması ile kullanılır hale gelir. Şufa hakkının kullanılması ile, satışa karar veren paydaş ile alıcı arasındaki sözleşme, önalım hakkını kullanan paydaş ve alıcı ile aynı sözleşme olarak kurulmuş olur.

Şufa Hakkını Kullanma Şartları

Şufa hakkı, kanun koyucu tarafından hangi amaçla konulmuştur? Kanun koyucu, bu hak ile 3. Kişilerin kurulan ortaklığa girerek ortaklıktaki düzeni bozmasını engellemek istemiştir. Ancak bu durumun suistimal edilmesini önlemek için de şufa hakkını kullanabilmek için bazı şartlar ortaya koymuştur. Bu şartları 2 madde şeklinde inceleyebiliriz.

1- Önalım Hakkı Paylı Mülkiyette Kullanılabilir

Şufa hakkı, kanun koyucu tarafından yalnızca paylı mülkiyetin bulunduğu durumlarda kullanılabilir. Paylı mülkiyet dışındaki durumlarda önalım hakkı kullanılamaz. Kısaca ilk ön koşulumuz, söz konusu taşınmaz malın paylı mülkiyete sahip olmasıdır.

2- Önalım Hakkı Sadece Paydaşlar Arasında Kullanılabilir

Kanun koyucu Medeni Kanun madde 732’de önalım yani şufa hakkının kimler tarafından kullanılabileceğini ifade etmiştir. (Madde 732-Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü bir kişiye satması hâlinde, diğer paydaşlar önalım hakkını kullanabilirler.) Paylı mülkiyette hakkı olmasa dahi başka bir hakka dayanarak önalım hakkını kimse kullanamaz.

Şufa Hakkı (Önalım Hakkı) Kime Karşı Kullanılır?

Önalım hakkı, sadece bir kişiye karşı kullanılabilir. Paylı mülkiyete tabi taşınmazın, paydaşlarından birinin payını 3. Bir kişiye satması durumunda ortaya çıkan şufa hakkı sadece payı satın alan 3. Kişiye karşı iddia edilir ve kullanılır. Payını satan paydaşa veya alakalı herhangi birine karşı dava açılamaz. Dava sadece satın alım yapan 3. kişiye karşı açılır. Paydaşlar arasında bu hak kullanılamaz. Yani paydaşın paydaşa bir pay satması durumunda 3. paydaş satın alan paydaşa karşı bu hakkı kullanamaz.

Alıcının Satışı Noter Aracılığıyla Bildirme Yükümlülüğü

Şufa hakkı ile ilgili bilmemiz gereken başka bir durum da kanun koyucunun alıcıya yüklediği görevdir. Kanun koyucu Medeni Kanun madde 733’ün 3. fıkrasında alıcının, satış işlemini noter aracılığı ile bütün paydaşlara bildirmek zorunda olduğunu belirtmiştir. (MADDE 733/3: Yapılan satış, alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilir.) Bildirim sadece noter aracılığı ile geçerlidir. Başka bir bildirim yolu ile yapılan bildirim geçersizdir. Alıcı bu görevi yerine getirmediğinde şufa davası ile karşı karşıya kalabilir. Bu davayı paydaşlar açacaktır.

Şufa Hakkı Nasıl Kullanılır? Şufa Davası Hangi Mahkemede Açılır?

Önalım hakkı davası için görevlendirilen mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Yetkili kılınan mahkeme ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Bu hak sadece şufa davası yolu ile kullanılabilir. Şufa Hakkı (Önalım Hakkı) Davası Yukarıda sayılan şartlar oluştuğu zaman alıcıya karşı paydaş tarafından, yukarıda belirtilen görevli ve yetkili mahkemelerde bu dava açılmalıdır.

Şufa Hakkı Süresi Nedir?

Önalım hakkı ile bilmemiz gereken 2 süre vardır. Bu süreler şunlardır;

  1. Satış işlemi, alıcı tarafından noter yolu ile paydaşlara bildirilmiş ise bildirimin yapıldığı andan itibaren 3 ay süre içerisinde şufa hakkı kullanılmalıdır.
  2. Satış işlemi, alıcı tarafından noter yolu ile paydaşlara bildirilmemiş ise her halükârda satış işleminin yapıldığı tarihten itibaren 2 yıl içerisinde önalım hakkı kullanılmalıdır.

Yukarıda bahsettiğimiz süreler hak düşürücü süreler olup bu sürelerin geçmesinden sonra hakkınız düşeceği için hiçbir şekilde dava açılamaz.

Sözleşmeden Doğan Şufa Hakkı Nedir?

Kanun koyucu, ön alım hakkını kullanabilmek için bir başka yol daha belirlemiştir. Tapu kütüğüne şerh yolu ile sıradan bir kişiye ön alım hakkı sunulabilir. Eğer böyle bir sözleşme var ise sözleşme tarafı kişi satış işlemi gerçekleştikten sonra sözleşmeye dayalı olarak önalım yani şufa hakkını kullanabilir. Eğer sözleşmede satış için gerekli şartlar belirlenmiş ise bu şartlar altında şufa hakkı kullanılır. Eğer sözleşmede bu şartlar belirlenmemiş ise 3. kişi ile yapılan satış işlemi baz alınarak önalım işlemi gerçekleştirilir.

Şufa Hakkından Feragat veya Vazgeçmek Mümkün müdür?

Önalım hakkı, feragat edebilir bir haktır. Sözleşme yolu ile oluşturulan önalım hakkını feragat için resmi bir şekilde tapu kütüğüne şerh vermek şart koşulmuştur. Ama doğal şufa hakkı için adi yazılı bir şekilde feragat mümkündür. Adi yazılı şekil ile sadece somut bir satış işlemi için geçerlidir. Soyut bir satış işleminin vazgeçme işlemi için topu kütüğüne şerh kesindir.

Memur Disiplin Cezaları, İtiraz ve İptal Davası


Memur Disiplin Cezaları, İtiraz ve İptal Davası konusunda öncelikle disiplin cezaları hakkında bilgi vermek gerekmektedir. Kanun koyucu, kamu kurumlarında çalışan işçileri, görevlileri belirli bir düzen altında tutmak, işlerin işleyişini düzene koymak için çeşitli kurallar ortaya koymuştur. Bu kurallar 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda düzenlenmiş ve açıklanmıştır. İşte bu kanunun içindeki kurallardan bir bölümü, bu düzene uymayan görevlilere ne olacağı hakkındadır.

Devlet Memurluğunda Verilen Disiplin Cezaları

Bu kanunun 7. Bölümünde disiplin işlenmiş olup bütün bilgilere buradan ulaşılabilir. Peki bu kanunda ne gibi disiplin cezaları öngörülmüştür? Uyarma cezası, kınama cezası, aylıktan kesme cezası, kademe ilerlemesinin durdurulması, devlet memurluğundan çıkarma gibi cezalardır. Bu konu ile alakalı en önemli şey ceza soruşturması ile disiplin soruşturmasının karıştırılmamasıdır. Ceza soruşturması ceza kanunundan gelirken, disiplin soruşturmaları kanunlar ve yönetmeliklerden gelir. 657 Sayılı Devlet Memurları kanunu memurlara uygulanan disiplin soruşturmaları ve memur disiplin cezalarının kaynağını oluşturmaktadır. Elbette ceza soruşturması ve disiplin soruşturmalarının benzeyen yönleri de vardır. Ceza soruşturmalarında cezayı veren kişiler bağımsız yargı makam ve mensupları olup, disiplin soruşturmalarında ki cezaları verenler disiplin amirleridir.

Disiplin Cezası Vermeye Yetkili Amir ve Kurullar Kimlerdir?

Memurun fiilleri neticesin de ceza vermeye yetkili kişi ve kurumlar Devlet memurları kanununda belirtilmiştir. Kanuna göre; Uyarma, kınama ve aylıktan kesme gerektiren cezalar disiplin amirleri tarafından; kademe ilerlemesinin durdurulması cezası, memurun bağlı olduğu kurumdaki disiplin kurulunun kararı alındıktan sonra, atamaya yetkili kılınan amirler, il disiplin kurullarının kararlarına dayanan hallerde Valiler tarafından verilir.

Devlet Memurlarına Verilen Disiplin Cezaları Çeşitleri Nelerdir?

Disiplin suçlarında kanunilik ilkesi gereği, yazılı olanlar dışında veyahut yazılı olanlardan daha fazla ceza vermek mümkün değildir. Devlet memurlar kanunu içinde belirtilen cezalar dışında bir ceza verilememektedir. Peki devlet memurlarına verilen disiplin cezaları nelerdir? 5 tane sayılmış ceza türü vardır bunlar;

1- Uyarma Disiplin Cezası

Memura, kendine çeki düzen vermesini söyleyen, görevinde daha dikkatli ve özenli olma çağrısında bulunulan, yazı ile bildirilen disiplin cezası türüdür. Aşağıda sayılan durumlar neticesinde verilmesi gerekir;

  • Verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde, görevle ilgili resmî belge, araç ve gereçlerin korunması, kullanılması ve bakımında kayıtsızlık göstermek veya düzensiz davranmak,
  • Özürsüz veya izinsiz olarak göreve geç gelmek, erken ayrılmak, görev mahallini terk etmek,
  • Kurumca belirlenen tasarruf tedbirlerine dikkat etmemek,
  • Usulsüz müracaat veya şikâyette bulunmak,
  • Devlet memuru vakarına yakışmayan tutum ve davranışta bulunmak,
  • Görevine veya iş sahiplerine karşı kayıtsızlık göstermek veya ilgisiz kalmak,
  • Belirlenen kılık ve kıyafet hükümlerine aykırı davranmak,
  • Görevin iş birliği içinde yapılması ilkesine aykırı davranışlarda bulunmak

2- Kınama Disiplin Cezası

Memura, yaptığı görevlerde ve bulunduğu davranışlarda kusuru olduğunun yazı ile bildirilmesidir. Aşağıdaki durumlarda verilmesi gerekir;

  • Verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde, görevle ilgili resmî belge, araç ve gereçlerin korunması, kullanılması ve bakımında kusurlu davranmak,
  • Eşlerinin, reşit olmayan veya mahcur olan çocuklarının kazanç getiren sürekli faaliyetlerini belirlenen sürede kurumuna bildirmemek,
  • Görev sırasında amire hal ve hareketi ile saygısız davranmak,
  • Hizmet dışında Devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak,
  • Devlete ait resmi araç, gereç ve benzeri eşyayı özel işlerinde kullanmak,
  • Devlete ait resmî belge, araç, gereç ve benzeri eşyayı kaybetmek,
  • İş arkadaşlarına, maiyetindeki personele ve iş sahiplerine kötü muamelede bulunmak,
  • İş arkadaşlarına ve iş sahiplerine söz veya hareketle sataşmak,
  • Görev mahallinde genel ahlak ve edep dışı davranışlarda bulunmak ve bu tür yazı yazmak, işaret, resim ve benzeri şekiller çizmek ve yapmak,
  • Verilen emirlere itiraz etmek,
  • Borçlarını kasten ödemeyerek hakkında yasal yollara başvurulmasına neden olmak,
  • Kurumların huzur, sükûn ve çalışma düzenini bozmak
  • Yetkili olmadığı halde basına, haber ajanslarına veya radyo ve televizyon kurumlarına bilgi veya demeç vermek.

3- Aylıktan Kesme Disiplin Cezası

Memurun, brüt olmak koşulu ile aylığından 30’da 1 ile 8’de 1 oranları arasında kesinti yapılmasıdır. Bu cezayı gerektiren haller şunlardır;

  • Kasıtlı olarak; verilen emir ve görevleri tam ve zamanında yapmamak, görev mahallin-de kurumlarca belirlenen usul ve esasları yerine getirmemek, görevle ilgili resmî belge, araç ve gereçleri korumamak, bakımını yapmamak, hor kullanmak,
  • Özürsüz olarak bir veya iki gün göreve gelmemek,
  • Devlete ait resmî belge, araç, gereç ve benzerlerini özel menfaat sağlamak için kullanmak,
  • Görevle ilgili konularda yükümlü olduğu kişilere yalan ve yanlış beyanda bulunmak,
  • Görev sırasında amirine sözle saygısızlık etmek,
  • Görev yeri sınırları içerisinde herhangi bir yerin toplantı, tören ve benzeri amaçlarla izinsiz olarak kullanılmasına yardımcı olmak,
  • Hizmet içinde Devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak

4- Kademe İlerlemesinin Durdurulması Disiplin Cezası

Memurun işlemiş olduğu fiilin derecesine göre, bulunduğu kademeden ilerlemesinin 1 ile 3 yıl arasında durdurulmasıdır. Bu cezayı gerektiren fiiller şunlardır:

  • Göreve sarhoş gelmek, görev yerinde alkollü içki içmek,
  • Özürsüz ve kesintisiz 3 -9 gün göreve gelmemek,
  • Görevi ile ilgili olarak her ne şekilde olursa olsun çıkar sağlamak,
  • Amirine veya maiyetindekilere karşı küçük düşürücü veya aşağılayıcı fiil ve hareketler yapmak,
  • Görev yeri sınırları içinde herhangi bir yeri toplantı, tören ve benzeri amaçlarla izinsiz kullanmak veya kullandırmak,
  • Gerçeğe aykırı rapor ve belge düzenlemek,
  • Ticaret yapmak veya Devlet memurlarına yasaklanan diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunmak,
  • Görevin yerine getirilmesinde dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrımı yapmak, kişilerin yarar veya zararını hedef tutan davranışlarda bulunmak,
  • Belirlenen durum ve sürelerde mal bildiriminde bulunmamak,
  • Açıklanması yasaklanan bilgileri açıklamak,
  • Amirine, maiyetindekilere, iş arkadaşları veya iş sahiplerine hakarette bulunmak veya bunları tehdit etmek,
  • Diplomatik statüsünden yararlanmak suretiyle yurt dışında, haklı bir sebep göstermek-sizin ödeme kabiliyetinin üstünde borçlanmak ve borçlarını ödemedeki tutum ve davranışlarıyla Devlet itibarını zedelemek veya zorunlu bir sebebe dayanmaksızın borcunu ödemeden yurda dönmek,
  • Verilen görev ve emirleri kasten yapmamak,
  • Herhangi bir siyasi parti yararına veya zararına fiilen faaliyette bulunmak

5- Devlet Memurluğundan Çıkarma Disiplin Cezası

Memurun işlemiş olduğu fiil sebebi ile bir daha devlet memurluğuna atanmamak üzere memurluktan çıkarma cezasıdır. Bu cezayı gerektiren durumlar aşağıda sayılmıştır;

  • İdeolojik veya siyasi amaçlarla kurumların huzur, sükûn ve çalışma düzenini bozmak, boykot, işgal, kamu hizmetlerinin yürütülmesini engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak veya bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik etmek veya yardımda bulunmak, (1)
  • Yasaklanmış her türlü yayını veya siyasi veya ideolojik amaçlı bildiri, afiş, pankart, bant ve benzerlerini basmak, çoğaltmak, dağıtmak veya bunları kurumların herhangi bir yerine asmak veya teşhir etmek,
  • Siyasi partiye girmek,
  • Özürsüz olarak (…) (2) bir yılda toplam 20 gün göreve gelmemek,
  • Savaş, olağanüstü hâl veya genel afetlere ilişkin konularda amirlerin verdiği görev veya emirleri yapmamak,
  • Amirlerine, maiyetindekilere ve iş sahiplerine fiili tecavüzde bulunmak,
  • Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak,
  • Yetki almadan gizli bilgileri açıklama
  • Siyasi ve ideolojik eylemlerden arananları görev mahallinde gizlemek,
  • Yurt dışında Devletin itibarını düşürecek veya görev haysiyetini zedeleyecek tutum ve davranışlarda bulunmak,
  • 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanuna aykırı fiilleri işlemek.
  • Terör örgütleriyle eylem birliği içerisinde olmak, bu örgütlere yardım etmek, kamu imkân ve kaynaklarını bu örgütleri desteklemeye yönelik kullanmak ya da kullandırmak, bu örgütlerin propagandasını yapmak.
    Verilen disiplin cezası türleri bunlardır.

Disiplin Cezası Verme ve Soruşturma Evrelerinde Zamanaşımı Süreleri

Memurlara verilecek olan uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerleyişinin durdurulması disiplin cezalarında 1 ay içinde disiplin soruşturulmasına başlanması gerekmektedir. Memurluktan çıkarma cezaları içinse 6 ay içinde disiplin soruşturmasına başlanması gerekmektedir. Bu süreler içerisinde disiplin soruşturmasına başlanmaz ise ceza verme yetkisi zaman aşımına uğrar.
Her halükârda cezanın işlenmesinden sonra 2 yıl içinde ceza verilmez ise ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar.

Memur Disiplin Cezalarının Silinmesi ve Tekrarlanması

Ceza gerektiren fiilde bulunan memur, cezaların sicilden silinme süresi içerisinde aynı fiili tekrar eder ise verilen cezanın 1 derece üstü verilir. Ceza gerektiren fiilde bulunan memur sicil bakımından temiz, çalışma ve düzen bakımından geçmişte verimli ise verilmesi gereken cezanın 1 derece hafif olanı uygulanır.
Memurlara verilen disiplin cezaları, cezayı alan memurun siciline işlenir. Devlet memurluğundan çıkarma cezası dışında ceza alan memur, uyarma ve kınama cezalarında 5 yıl, geriye kalan cezalarda ise 10 yıl sonra atamaya yetkili kılınmış amire başvurarak, sicilinin temizlenmesini isteyebilir.

Memurların Kendilerine Karşı Verilen Disiplin Cezalarına Karşı Savunma Hakkı

Savunma hakkı, bir kimsenin yargı ve yetkililer önünde yasa çerçevesi içerisinde kendi hak ve çıkarlarını hiçbir baskı altında kalmadan, özgürce, korkmadan kendini savunmasıdır. Savunma hakkı hukuk devletinin temelini oluşturur. Bu yüzden memurlara verilen disiplin cezalarında, memurun savunması alınmadan, memur dinlenilmeden bir disiplin cezası vermek hukuk devleti kavramına aykırı olduğu gibi kanunen de yasak ve hatalıdır. Nitekim konumuz olan devlet memurları kanununun 130. Maddesinde bu durum bahsedilmiştir. Devlet memuru hakkında savunması alınmadan hiçbir disiplin cezası verilemez. Ancak aynı maddenin 2. Fıkrasında bunun bir istisnası vardır. Kanun der ki: ‘’ Soruşturmayı yapanın veya yetkili disiplin kurulunun 7 günden az olmamak üzere verdiği süre içinde veya belirtilen bir tarihte savunmasını yapmayan memur, savunma hakkından vazgeçmiş sayılır.’’ Bu yüzden memurların bu fıkrayı mesleki olarak iyi bilmeleri gerekmektedir.

Memurlara Verilen Disiplin Cezalarına İtiraz Süreci ve İptal Davası

Kanun Koyucu, savunma hakkı kapsamında disiplin cezası alan memurlara itiraz hakkı tanımıştır. Disiplin soruşturmasını yapan ve disiplin cezasını veren yetkililer ceza ile birlikte itiraz sürelerini de memurlara bildirmelidir. Uyarma, kınama aylıktan kesme cezalarına karşı ilgili disiplin kuruluna, kademe ilerleyişinin durdurulması cezasına karşı Yüksek disiplin kuruluna 7 gün içinde idari açıdan itiraz edilebilir. Eğer bu süre içerisinde itiraz yapılmaz ise ceza kesinleşir. Kesinleşen cezaya karşı 60 gün içerisinde İdare Mahkemesi’nde iptal davası açılmalıdır.
Eğer devlet memurluğundan çıkarma cezası verilmiş ise bu ceza karşısında idari bir itiraz yolu mevcut olmadığı için ilgili memur ceza kararının kendisine tebliğinden itibaren 60 gün içinde İdare mahkemesinde iptal davası açmalıdır.
İtiraz kabul edilirse ceza hafifletilir veya kaldırılır. İtiraz ret edilir ise ceza kesinleşmiş olur.

İzale-i Şuyu (Ortaklığın Giderilmesi) Davası


Bu yazımızda İzale-i Şuyu (Ortaklığın Giderilmesi) Davası nedir? Kimlere karşı açılır? Hangi mahkemede açılır? Ve dava konusu malların paylaştırılma biçimlerinden bahsedeceğiz. Ancak bunları anlatmadan önce bilmemiz gereken birkaç kavram vardır. Paylı mülkiyet ve elbirliği mülkiyeti. Paylı mülkiyet, maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin birden çok kişinin belirli paylarla birlikte söz konusu taşınır veya taşınmaza malik olmasıdır. Bu tanım TMK m. 688 de yapılmıştır. Paylı mülkiyet sisteminde bir tane mülkiyet hakkı vardır. Bu mülkiyet hakkı birden fazla kişiye bölünmüştür. Kişilerin mal üzerindeki mülkiyetlerinin yönetimine paylı mülkiyet birliği denir.

Bahsedilen paylar bir mal değil, mal üzerindeki haklardır. Elbirliği mülkiyeti ise, TMK md 701’de tanımı yapıldığı üzere ‘’Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır.’’ Gerektiği ölçüde özetleyecek olursak elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyetten farkı, paylı mülkiyette kişilerin payları üzerinde hakkı var olurken elbirliği mülkiyette ise ortaklığa giren malların tümünde ortak bir hak söz konusu olmasıdır.

İzale-i Şuyu (Ortaklığın Giderilmesi) Davası Nedir?

İzale-i şuyu yani ortaklığın giderilmesi davası, yukarıda özetlediğimiz paylı mülkiyet ve elbirliği mülkiyetine konu olan taşınır veyahut taşınmaz malların ortak kişiler arasındaki pay birliğine son vererek malların kişisel mülkiyetine geçiş sağlayan bir davadır. Ayrıca belirtmek gerekir ki her ne kadar halk arasında izaleyi şuyu davası olarak yazılsa da doğru yazılışı izale-i şuyu davası şeklindedir.

Ortaklığın Giderilmesi Davası Kimlere Karşı Açılır?

Ortaklığın giderilmesi davası diğer adıyla izale-i şuyu davası, taşınır veya taşınmaza ortak olan tüm pay sahibi kişilere karşı açılır. Pay sahibi kişilerden biri söz konusu maldaki ortaklığın bozulmasını talep edebilir. Pay sahibi kişiler kendi aralarında sözleşme vasıtasıyla ortaklığın bozulmasına karar verebilirler. Eğer sözleşme yolu ile bu anlaşmayı sağlayamazlar ise, pay sahibi kişilerden biri diğer tüm pay sahibi kişilere karşı ortaklığın giderilmesi davasını açarak, bu birlikteliği sonlandırabilir.

İzale-i Şuyu Davası Hangi Mahkeme de Açılır?

Ortaklığın giderilmesi davasında yetkili mahkeme, ortaklığa konu olan taşınmaz malın bulunduğu yer mahkemesi olarak belirlenmiştir. Görev bakımından sorumluluk sahibi mahkeme ise Sulh Hukuk Mahkemesidir.

Tüm ortakların davada yer alması zorunludur. Ortak olan pay sahibi kişilerden birinin ölümü halinde mirasçılık belgesinde adı geçen tüm kişilerin davaya katılması gerekmektedir. Tüm ortak kişiler davaya katılmadan davanın herhangi bir sonuca, ulaşması mümkün değildir. Bu dava harca dahil bir dava olduğundan dolayı harcın davayı açılan taraf tarafından yatırılması gerekmektedir. Ancak davanın sonunda mahkeme avukatlık ücretlerini ve harç ücretlerini ortakların payları oranında paylaştırmaktadır. Bu davada kazanan veya kaybeden taraf olması söz konusu değildir. Bu yüzden harçların veya avukat vekalet ücretinin bir tarafa yöneltilmesi pek mümkün olmamaktadır.

Malların Paylaştırılma Biçimi

Pay sahipleri davanın başında dava konusu taşınır veya taşınmazın nasıl bölüşüleceğine karar vererek hâkime bu kararı bildirebilirler. Hâkim bu antlaşma doğrultusunda anlaşmanı gerçekleşmesini sağlayabilir. Eğer ortak kişiler aralarında anlaşma sağlayamazlar ise hâkim bu ortaklığın giderilmesini 2 şekilde sağlayabilir. Bunlar satış suretiyle ortaklığın giderilmesi veya aynen taksim yolu ile ortaklığın giderilmesidir. Söz konusu iki yolu da aşağıda inceleyeceğiz.

Malın Aynen Taksim Yolu ile Ortaklığın Giderilmesi

Ortaklığın giderilmesinde aynen taksim yolu seçilecekse, taraflardan sadece birinin başvuruda bulunması yeterlidir. Kanun gereği taraf kişilerden biri aynen taksim talebinde bulunur ise hakim ilk önce aynen taksim için mevcut şartların bulunup bulunmadığına bakmalıdır.

Aynen taksim için gereken şartlar şunlardır,

  1. Taşınmazın fiziksel niteliği gereğince aynen taksime uygun olup olmadığı yani davaya konu taşınmazın yüzölçümü, niteliği, kaç paya bölüneceği, arazinin niteliği, imar mevzuatına uygunluğunun kontrol edilmesi gerekmektedir.
  2. Eğer taşınmaz aynen taksim yolu ile bölündüğünde gereğinden fazla değer kaybına uğrayacak ise aynen taksim yapılmaz.
  3. Eğer aynen taksim mümkün ise bölünen payların birbiri ile aynı değere sahip olmaması durumunda, düşük değerli parçaya para eklenerek denge kurulması sağlanır.

Açık Arttırma/Pazarlık ve Malın Satılarak Ortaklığın Giderilmesi

Eğer aynen taksim yolu mevcut değil ise malın açık arttırma/pazarlık ve malın satılarak ortaklığın giderilmesine karar verilir. Satış işlemi mahkeme tarafından değil bizzat satış memuru yada icra dairesi vasıtası ile yapılır. Satış işlemi açık arttırma ile yapılmalıdır. Lakin ortaklar karar alarak söz konusu taşınmazın satışının kendi aralarında yapılmasını isteyebilir bu durumda satış işlemi yalnızca ortaklar arasında yapılmalıdır. Ancak bu seçeceğin oluşması için kararın oybirliği yani her ortağın kararının aynı olması gerekmektedir.

İstinaf Kanun Yolu Nedir?


İstinaf, ilk derece mahkemesi ile temyiz yolu arasındaki, 2. Derecedeki bir denetim sistemi ve kanun yoludur. Şöyle diyebiliriz ki 1. Derece mahkemenin kararı sonrasında istinaf yoluna başvurulduğunda, verilen karar istinaf yolu ile denetime sokulacak, daha sonra temyiz yolu açık ise temyize başvurulabilecektir. İstinaf ne demek?

İstinaf Kanun Yolunda Görevli Mahkeme Nedir?

İstinaf denetim sistemini uygulayan mahkemelere BAM (Bölge Adliye Mahkemesi) veya istinaf mahkemesi de denmektedir. Şu anda geçici olarak 9 ilde BAM (Bölge adliye mahkemeleri), istinaf incelemesini yapmaktadır. Mahkeme sayısı ileride artacaktır.
Bu sistem sayesinde adli yargıda 3 dereceli bir sisteme geçilmiştir. Önce ilk derece mahkemesinde karar verilecek daha sonra bölge adliye mahkemesinde istinaf denetimi yapılacak, son olarak ise Yargıtay’da temyiz incelemesi gerçekleştirilecektir. Bu sayede 1.derece mahkemesinin kararı 2 süzgeçten geçeceği için daha adaletli ve daha sağlam bir hukuk sistemi kurulmuş olacaktır.

İstinaf ile Temyiz Arasında Temel Farklılık Nedir?

Temyiz incelemesinde Yargıtay, kararı hukuki olarak denetler yani verilen kararın hukuka uygun mu verildiğini yoksa hukuka uygun olmayan bir biçimde verildiğini denetler. İstinaf kanun yolunda ise kararı hem olay hem de hukuki olarak bir denetime tabi tutar.

İstinaf Mahkemesi Nedir?

Yukarıda istinaf mahkemelerine Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) denildiğinden söz etmiştik. İstinaf mahkemesi, 1. Derece hukuk veya ceza mahkemelerinin son kararlarına yapılan itiraz yani istinaf başvurularını denetlemek ve incelemek ile görevli bir üst derece mahkemesidir. Yerel mahkemeler, yani hukuk ve ceza uyuşmazlıkları hakkında karar veren mahkemeler 1. Derece mahkeme kabul edilir. İstinaf yani bölge adliye mahkemeleri 2.derece olarak adlandırılır.

Bu mahkemelerin işleyiş sistemleri ‘’Bölge Adliye mahkemeleri Kuruluş, görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’’ ile düzenlenmiştir. Yukarıda bahsettiğimiz gibi istinaf mahkemeleri hem olay hem de hukuki yönden inceleme ve denetim sağlar. Bu kanun yolu çiçeği burnunda, taze bir denetim yoludur. Bizim yargı sistemimizde istinaf 2 çeşit kanun yolu mevcuttur. Bunlar; ceza istinaf yolu ve hukuk istinaf yoludur.

Bölge Adliye (İstinaf) Mahkemesinin Görevleri Nelerdir?

İstinaf mahkemeleri, bölgelerin durumlarına göre ve iş yoğunluklarına göre kurulur. Ülkemizde İstanbul, Bursa, İzmir, Ankara, Konya, Samsun, Adana, Erzurum, Diyarbakır, Antalya, Gaziantep, Kayseri, Sakarya, Trabzon ve Van’da bölge adliye mahkemeleri kurulmuştur.
İstinaf mahkemeleri, Başkanlık, başkanlar kurulu, daireler, cumhuriyet başsavcılığı, adalet komisyonu ve müdürlüklerden oluşturulmuştur. Her mahkemede 1 başkan bulunur, başkanlık bu başkan ve yazı işleri müdürlüğünden oluşur.

Bütün istinaf mahkemelerinde en az 3 tane hukuk dairesi, en az 2 tane ceza daire bulunmakta olup adalet bakanlığının gerekli gördüğü hallerde bu sayılar artırılabilir. Bahsettiğimiz bu daireler bir başkan ve yeterli sayıda üyeden oluşur.

Bu mahkemelerin işleyişini düzenleyen kanunda bahsedildiği üzere bölge adliye mahkemelerinin görevleri şu şekilde düzenlenmektedir;

  1. İlk derece mahkemelerinin verdiği, kesin olmayan hüküm ve kararlara karşı yapılan başvuruları incelemek ve karara bağlamak,
  2. Yargı çevresi içinde bulunan ilk derece mahkemelerinin arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarını çözmek
  3. Yargı çevresi içindeki ilk derece mahkemelerinin bir davaya bakmasına fiili veya hukuki engel çıktığı zaman ya da iki mahkemenin yargı sınırlarının belirlenmesinde tereddüt oluştuğu takdirde, o davanın yargı çevresi içerisinde başka bir ilk derece mahkemesine nakline veya yetkili olan mahkemenin tayinine karar vermektir.

İstinaf Başvurusunda Şartlar Nelerdir?

Kanun koyucu İstinaf başvuruları için bazı şartlar getirmiştir. Bu şartlar HMK md 341’de sayılmıştır:

  1. Birinci derece hukuk mahkemelerinin, miktar veya değeri 4.400 TL’yi (2019 yılı için) geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararları kesindir. Lakin manevi tazminat davalarında verilen kararlara karşı, miktar veya değere bakılmaksızın istinaf kanun yoluna başvurulabilir. (HMK Md. 341/2).
  2. Alacak konusunun bir kısmının dava edilmiş olması durumunda 4.400 TL’lik kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir (HMK Md. 341/3).
  3. Alacağın tamamının dava edilmiş olması halinde, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü 4.400 TL’yi geçmeyen taraf, istinaf kanun yoluna başvuramaz (HMK Md. 341/4.
  4. Kural olarak yerel mahkemenin verdiği ara kararlara karşı istinaf yoluna başvuru yapılamaz. Ancak, bu ara kararları da son karar aleyhine istinaf başvurusu yapılması halinde istinaf incelenmesinde hüküm ile denetlenir.
  5. İhtiyati haciz, ihtiyati tedbir birer ara karar olmasına rağmen bu ara kararlara karşı istinaf kanun yoluna başvurulabilinir. (HMK Md. 341/1).

İstinaf Başvurusu Nasıl Yapılır? İstinaf Başvurunda Süreler Nelerdir?

İstinaf yoluna başvuru süresi hükmün öğrenilmesinden ya da hükmün kişiye tebliğ edilmesinden sonra 7 gün olarak belirlenmiştir. Kararın verilmesinden sonra kararı veren mahkemeye bir İstinaf dilekçesi vermek suretiyle veya mahkemeye tutanak tutturularak istinaf başvurusu yapılır. Sanığın görülmekte olan davada hazır bulunduğu ancak avukatın hazır bulunmadığı davalarda bu süre, kararın sanığa açıklanmasından itibaren başlar. Kendisine zorunlu avukat atandığından habersiz sanık hakkında bu süreler, kararın avukata açıklanması ile değil, sanığın öğrenmesi ile başlar. Savcı istinaf başvurusu yapmak için gerekçe göstermek zorundadır. Diğer istinaf başvurusu yapanlar dilekçede gerekçe göstermek zorunda değildir.

Kararı veren ilk derece mahkemesi, istinaf başvurusu yapılması halinde aşağıdaki hususları inceler:

  1. Başvuru süresinde yapılmış mı?
  2. İstinaf başvurusunda bulunanın buna hakkı var mı?
  3. Karar, aleyhine istinaf başvurusu yapılacak kararlardan mı?

İstinaf Dilekçesi Örneği (Hukuk Mahkemeleri)

_____ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRESİNE

Sunulmak Üzere

_____Hukuk Mahkemesi Sayın Hakimliği’ne

Duruşma İstemlidir

İSTİNAF YOLUNA

BAŞVURAN DAVACI                :_______________

DAVALI                                      :_______________

KONU                              : …………… Asliye Hukuk Mahkemesi ……/….. E. sayılı …. Karar sayılı ….tarihli kararının istinaf ile kaldırılarak davanın esatan  kabulü talebi hakkında.

AÇIKLAMALAR    :

Usule İlişkin Açıklamalar

Easa İlişkin Açıklamalar

Yukarıda yazılan sebeplerden ötürü dosyanın esastan kabulü gerekmektedir.

HUKUKİ SEBEBLER : HMK, MK ve sair mevzuat.

DELİLLER                 :Nüfus kaydı, gerektiğinde tanık beyanı ve her türlü kanuni delil.

SONUÇ VE TALEP   : Yukarıda belirtilen nedenlerle

  1. …………… Asliye Hukuk Mahkemesi ……/….. E. sayılı …. Karar sayılı ….tarihli kararının istinaf incelemesi ile kaldırılmasını ve yeniden yargılama ile talebimiz gibi davanın kabulüne karar verilmesini;
  2.  Yargılama giderleri ve ücreti vekaletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim.

Davacı

_____________

İstinaf Mahkemesinin Dosya Üzerinden İnceleme Üzerine Verebileceği Kararlar

İstinaf mahkemesi dosya üzerinden inceleme yaptığı zaman şu kararları verebilir.

  1. Esastan Ret: Mahkeme usul ve hukuka aykırılık bulamadıysa, delil ve işlemlerde eksiklik yok ise, ispat kurumu yerinde kullanılmışsa mahkeme bu kararı verebilir.
  2. Düzelterek Esastan Ret: Mahkeme burada kararın değişmesini gerektirmeyecek hatalar mevcut ise bu hataları düzelterek ret kararı verebilir. (Kanun maddesinin yanlış yazımı gibi)
  3. Bozma Kararı: Mahkeme sayılan hukuka aykırılık hallerinde bu kararı verebilir. (CMK md 289)

İstinafa Karşı Direnme Yasağı

İlk derece mahkemeleri, istinaf yani bölge adliye mahkemesinin vermiş olduğu bozma, karar ve hükümlere karşı asla direnemez. Yani istinaf mahkemesinin vermiş olduğu karara kesin bir şekilde biat etmelidir. İstinaf mahkemesinin vermiş olduğu kararları yerine getirmek zorundadır.

İstinafın Yararı Nedir?

İstinaf sayesinde daha güvenli bir yargılama sistemi sahibi olundu. Çünkü ilk derece mahkemenin verdiği karar 1 değil 2 defa denetimden geçebilecek kararın hukuka ve olaya uygunluğu 2 defa denetlenecek bu sayede hata oranı düşük seviyeler düşecektir. İstinaf aşamasında 1. Derece mahkemenin verdiği karar denetlenebileceği gibi İstinaf mahkemesinin gerekli gördüğü hallerde yeniden yargılama yapılması mümkün olacaktır. Pek çok dünya ülkesinde bu 3 dereceli sistem uygulanmaktadır.

İstinaf mahkemelerinin getirmiş olduğu bu 3 dereceli sistem sayesinde, hukuka ve yargıya olan güven artacak insanların hukuk yollarını özenle ve güvenle kullanmalarını sağlayacaktır. İstinaf yolunun bir başka olumlu tarafı da Yargıtay’ın çok olan iş yükünü azaltmaktır. Bu sayede Yargıtay daha rahat ve sakin kararlar verebilecek. Bu sayede Yargıtay’ın verdiği kararların da sağlıklı ve güvenli olmasına sebep olacaktır.

Ancak dosya sayısındaki çokluk ve mahkeme sayısındaki yetersizlik nedeniyle istinafta bulunan dosyaların karara çıkma süreleri aşırı bir şekilde uzamıştır.

İstinaf Mahkemesinin Kararının Temyiz Edilmesi

Bahsettiğimiz 3 dereceli sistemdeki 3. Derece Yargıtay’dır. Yargıtay istinaf mahkemesinin vermiş olduğu kararların incelenmesi üzerine gönderildiği üst mahkemedir. Temyiz süresi, istinaf mahkemesinin kararı açıklamasından ya da tebliğ etmesinden sonra 15 gündür.

Bölge İdare Mahkemesine İstinaf Başvurusu Süresi nedir?

İdare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda farklı bir kanun yolu olsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulur. Lakin, konusu beş bin Türk lirasını geçmeyen vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemlere karşı açılan iptal davaları hakkında idare ve vergi mahkemelerince verilen kararlar kesin hüküm teşkil edip, bunlara karşı istinaf yoluna başvurulamaz.

Reddi Miras

Reddi Miras


Reddi Miras müessesesini anlatmadan öcne belirtmek gerekir ki, hukuk ekosistemimizde terekenin (mirasın) yasal ve atanmış mirasçılara bırakılmasında Küllli halefiyet ilkesi geçerli kılınmıştır. Bu ilke doğrultusunda mirasçılık sıfatı, mirasbırakanın ölümü veya ölüm ile eşit tutulabilecek bir olay gerçekleştiğinde ilgili kişilere direk geçer. Mirsaçılar murisin malvarlıklarında hak sahibi olacağı gibi murisin borçlarından da kendi malvarlıklarıyla sorumludurlar. İlgili kişiler mirasçılık sıfatı istemeseler, hatta murisin ölümünden bihaber olsalar dahi mirasçılık sıfatını kazanmakta ve murisin borçlarından sorumlu olmaktadırlar.

Reddi Miras Nedir?

Hukukumuzda yukarıda belirtilen durumun mirasçılar açısından sıkıntı oluşturabileceği düşünülmüş ve yazımızın konusu da olan Reddi Miras – Mirasın Reddi müessesesi oluşturulmuştur. Bu sayede ortaya çıkacak sorunların çözülmesine fırsat sağlanmıştır. Medeni Kanun’umuzun 605 ile 618 maddeleri arasında düzenlenmiştir.

Reddi Miras Süresi

Yasal mirasçılar, mirasçı olduklarını öğrendiklerinden itibaren; atanmış mirasçılar ise murisin atama usulünün kendilerine bildirilmesi ile birlikte, 3 aylık hak düşürücü süre içinde reddi miras için sözlü veya yazılı ret beyanında bulunabilirler.

Reddi Miras Nasıl Yapılır?

  • Ret beyanı mirası bırakan kişinin yerleşim yerin de ki Sulh Hukuk Mahkemesi’ne yapılmalıdır.
  • Ret beyanı kayıtsız şartsız olmalıdır.
  • Eğer süre içinde gerekli ret beyanı yapılmaz ise mirasçı, mirası her şekilde kazanmış olur. Bu yüzden bu süreleri kaçırmamak veya geri dönülemez durumlara karışmamak için dikkatli olmakta fayda vardır.
  • Ülkemizde genelde bu gibi durumlarda yas gibi durumlar uzun süreler yaşandığı için bu süreler kaçırılmakta ve sıkıntılar ortaya çıkmaktadır.

Mirasın Reddinin Sonuçları

Mirası reddetmenin sonucunda , mirasçı sıfatına hak kazanan kişi miras ile ilgili olarak hiçbir hak elde edemeyeceği gibi mirasın borçları ile alakalı da hiçbir sorumluluk yüklenemez. Mirasın reddi ile birlikte kendi sahip olduğu miras payı kendi alt soyuna, eğer altsoyu yoksa diğer mirasçı sıfatına hak kazanan kişilere kalır. Örnek verecek olursak; Mehmet hayatını kaybedince geriye kızı Yasemin ve oğlu Bünyamin kalmış olsun. Yasemin mirası ret eder ve kendi evladı var ise miras payı ona geçecektir.
Eğer kendi evladı yok ise miras payı Bünyamin’e geçecektir. Yasemin de mirasın aktifleri üzerindeki haklarını kaybedecek, aynı şekilde mirasın borçları da kendisine yüklenemeyecektir.

Mirasın Reddi Alacaklıdan Mal Kaçırma

Yalnız reddi miras – mirasın reddi kurumunun, hileye uygun bir yapıya sahip olduğu çok aşikardır. Ölmeden önce tüm mallarını kızına devredip, mirasçı sıfatı ile alakalı olanları zarara uğratmayı düşünebilir. Bu durumu düşünen kanun koyucu madde 618’de bu duruma önlem almıştır. “Ödemeden âciz bir mirasbırakanın mirasını reddeden mirasçılar, onun alacaklılarına karşı, ölümünden önceki beş yıl içinde ondan almış oldukları ve mirasın paylaşılmasında geri vermekle yükümlü olacakları değer ölçüsünde sorumlu olurlar.” Bu madde ile kanun koyucu bu soruna çözüm getirmiştir.

Reddi Miras Ölüm Aylığını Keser Mi?

Mirasın reddi ile alakalı bir sorun da ölüm aylığı ile alakalıdır. Reddi miras yapılmasının ölüm aylığını kesmesi gibi bir durum söz konusu olmamaktadır. Ölüm aylığı miras ile alakalı olmadığı için ölüm aylığınn verilmemesi, eksik verilmesi gibi bir durum bulunmamaktadır. Ölüm aylığı demek ölenin sorumluluğunda ki bakıma muhtaç kişilerin açıkta kalmaması adına devletin o kişilere bağladığı aylıktır. Bu ve buna benzer ödemler de aynı şekilde sonuç oluşturmaktadır.

Kimler Reddi Miras Yapamaz?

Eğer ret süresi içerisinde miras işlemlerine uğraşan, mirası gizleyen, miras üzerinde tasarruf oluşturmaya çalışan ilgili mirasçı adayları reddi miras yapamaz. Sürelerin dolmasına engel olmak için dava açılması, ret etme hakkını ortadan kaldırmaz. Eğer murisin açıkça ödemeden aczi belli ise veya resmi olarak tespit edilmiş ise, miras kendiliğinden ret edilmiş sayılır.
Madde 605-Yasal ve atanmış mirasçılar mirası reddedebilirler. Ölümü tarihinde miras bırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır.
Bu sayede ilgili kişilerin korunması amaçlanmış, açıkça batık olan terekelerin aday mirasçıyı zor duruma düşürmesi engellenmeye çalışılmıştır.

Mirasın Reddi İptal Edilebilir Mi?

Mirasın reddinin iptali kural olarak mümkün değildir. Bu sebeple mirasın reddi yapıldıktan sonra tüm hükümlerini devam ettirir.

Reddi Miras Dilekçesi Örneği

SULH HUKUK MAHKEMESİ HAKİMLİĞİ’NE

DAVACI                :_______________

DAVALI                : Hasımsız.

KONU                  : Reddi miras talebidir.

AÇIKLAMALAR    :

  1. Mirasçısı olduğum ….. tarihinde vefat etmiştir.
  2. Murisin ölümünü müteakip süresi içerisinde murisin mirasını şartsız ve kayıtsız şekilde reddetmekteyim.

HUKUKİ SEBEBLER : HMK, MK ve sair mevzuat.

DELİLLER                 :Nüfus kaydı, gerektiğinde tanık beyanı ve her türlü kanuni delil.

SONUÇ VE TALEP   : Yukarıda belirtilen nedenlerle talebimin kabulü ile muris …………. ın mirasını reddettiğimin tesciline karar verilmesini talep ederim.

Davacı

_____________

Mirasın Hükmen Reddi Şartları

Mirasın hükmen reddi şartları şunlardır;

  • Miras bırakanın ölüm anında borçlarını ödemekten aciz olması,
  • Mirasbırakanın aczinin açıkça belli veya resmen tespit edilmiş olması,

Açıklamak gerekirse, bir önceki kanunda terekenin borca batık olduğu ifadesi kullanılırken yeni kanunumuzda ödemekten aciz ifadesi kullanılmıştır. Ödemekten aciz ifadesi ile borca batık olması ifadesi birbirinden farklıdır. Ödemekten aciz ifadesinde kasıt borçların ödenmesine herhangi bir araç olmaması borcun kapatılamaması anlamına gelmektedir.Reddi miras kurumundan farklıdır.

Diğer ifademiz olan borca batıklıkta ise borcun kapatılma ihtimali hep vardır. Bu yüzden bu ifade değişikliği eski ve yeni kanun arasındaki anlam farkını arttırmış daha isabetli bir noktaya parmak basmıştır. Toparlayacak olursak murisin ölümü anında ortada olan borç çok fazla ve kapatılamayacak durumda ise hükmen reddin ilk şartı olan ‘’ödemekten aciz olma’’ ifadesi gerçekleşmiş bulunmaktadır. ayrıca ödemekten aciz olmak yeterli değildir. Bu durumun yani aczin açıkça belli olması veya resmen tespit edilmiş olması gerekmektedir.

Mirasın Hükmen Reddi Dava Dilekçesi Örneği

ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE

DAVACI                :_______________

DAVALI                :_______________

KONU                  : Terekenin borca batık olması sebebiyle hükmen reddedildiğinin ve murisin borçlarından dolayı mirasçı sıfatıyla şahsen sorumlu ve borçlu olunmayacağının tespiti ve tescili istemidir.

AÇIKLAMALAR    : 

  1. Mirasçısı olduğum ….. tarihinde vefat etmiştir.
  2. Murisin vefat tarihinde herhangi bir malı bulunmamaktadır. Ayrıca ….. icra dairesi icra takip dosyaları ile de borçlu durumdadır.
  3. Murisin vefatı ile alacaklılar mirasçı olarak tarafıma takibe geçmişlerdir.
  4. 3 aylık reddi miras süresi tarafımca kaçırılarak zamanında reddi miras davası açılamamıştır.
  5. Malvarlığı tespiti yapılarak ve borç tespitleri yapılarak terekenin batık durumda olduğu tespit edilmesi gerekmektedir.
  6. Mirasın hükmen reddi için bir süre öngörülmemiştir. Murisin ölümü tarihinde ödemeden aczi bellidir

İlgili Müdürlüklere müzekkere yazılarak beyanlarımızın doğruluğu tespit edilebilecektir.

HUKUKİ SEBEBLER : HMK, MK ve sair mevzuat.

SONUÇ VE TALEP   : Yukarıda belirtilen nedenlerle talebimin kabulü ile;

  1. ……. esas nolu takiplerin dava sonuna kadar durdurulması hususunda İHTIYATİ TEDBİR verilmesine,
  2.  Muris …….. in TEREKESİNİN BORCA BATIK OLDUĞUNUN tespitine
  3. …….. açısından MİRASIN HÜKMEN REDDİNE karar verilmesine,
  4. Yargılama giderlerinin davalı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ederim.

Davacı

_____________

Miras Payları

Miras Payları


Miras payları konusunu belirtmeden önce, miras hukukunda miras mal paylaşımı sırasında iki tür yasal mirası düzenlenmiştir. Bunlar yasal mirasçı ve atanmış mirasçı türleridir.

Yasal mirasçı, kanun hükmü gereği mirasçı olan kişidir. Yasal mirasçı miras bırakanın iradesine bağlı değildir. Miras bırakanın ölümü neticesinde doğrudan oluşan bir miras hukuku statüsüdür. Yasal mirasçılar, miras bırakanın kan hısımlar, evlatlığı ve alt soyu ile sağ olan eşidir.

Atanmış mirasçı, miras bırakanın iradesine dayanan, kendi özgür iradesi ile mirasın belirli bir kısmını veya tamamını bir kişiye bırakmasıyla mirasa hak kazanan kişidir. Miras Payları hesalamak için öncelikle zümre sistemini anlamak gerekmektedir.

Zümre (Derece) Sistemi ile Mal Paylaşımı

Medeni Kanun’da kan hısımlarının yasal mirasçı olmasını zümre (derece) sistemi belirler. 3 dereceli bir sistem mevcuttur. Kan hısımı olarak mirasçı olabilmek için bu üç zümreden birinde yer almak gerekir.
Sistemin özellikleri şunlardır;

  • Eğer önceki zümrede mirasçı var ise sonraki zümrenin mirasçı olmasını engeller. Örnek olarak 1. Zümrede kanuni mirasçılık hakkına sahip bir çocuk var ise 2. Derecede mirasçılık hakkına sahip anne veya baba mirasçı olamaz.
  • Zümre içinde öncelikli sıradaki mirasçı, bir alt sıradaki mirasçının mirasçılığını engeller.
  • Zümre başları hayatta ise alt soyları mirasçı olamaz.

Mal Paylaşımı Nasıl Yapılır ve Miras Payları?

Zümre sistemi gereği mal paylaşımına birinci dereceden başlanır. Eğer ilk derece mirasçı yok ise sıra ile ikinci ve üçüncü derece mirasçılar arasında paylaşım yapılır. Mirası bırakan kişinin eşi her derece ile birlikte belli oranlarda miras hakkına sahiptir. 3 tane zümre kabul edilmiştir.

Birinci Zümre Yasal Mirasçılar ve Miras Payları

Miras bırakanın altsoyudur. Altsoy, miras bırakanın çocukları, torunları ve bu kişilerden doğanları kapsar. Miras bırakanın çocukları zümrenin başı kabul edilir. Çocuklar miras üzerinde eşit şekilde hakka sahiptir. Çocukların muristen önce ölmüş olması ihtimalinde ölen çocuğun miras payı aynı şekilde kendi mirasçılarına geçer. Ancak burada bir istisna mevcuttur. Yasal mirasçılık kan esasına dayandığından ölenin eşi veya evlatlığı mirasçı olamaz.

İkinci Zümre Yasal Mirasçılar ve Miras Payları

Miras bırakanın ana ve babasıdır. Anne ve babanın mirasçı olabilmesi için ilk derece de mirasçı olmaması gerekmektedir. Anne ve baba eşit paylara sahiptir. Eğer anne ve baba muristen önce ölmüş ise bu durumda bunların altsoyları mirasçılık hakkına sahip olacaktır. Yani murisin kardeşleri mirasçı olacaktır. Eğer anne veya babanın mirasçıları yok ise miras diğer tarafa kalacaktır.

Üçüncü Zümre Yasal Mirasçılar ve Miras Payları

Miras bırakanın büyük anne ve büyük babasıdır. Ancak bu kişilerin mirasçı olabilmesi için birinci derece ve ikinci derecede mirasçı olmaması gerekmektedir. Murisin ölümünden önce büyükanne ve büyükbabanın ölmesi durumunda bunların altsoyu olan çocukları( amca, hala, teyze ve dayı) ile onların altsoyları miras hakkına sahip olacaklardır. Ancak murisin eşi sağ ise ve zümre başlarının tümü ölmüş ise(büyükanne ve büyükbaba) , sadece zümrenin başı olan kişilerin çocukları mirasçı olabilirler. Eğer bu kişiler de ölü ise bunların altsoyunun mirasçılığı engellenir, sağ olan eş tek başına mirasçı olur.

Zümre Başı Nedir?

Zümre başı, tereke paylaşımı sırasında her zümredeki ilk miras hakkına sahip kişidir. Eğer zümre başı hayatta ise altsoyu mirasçı olamaz. Birinci zümrenin başı murisin (miras bırakan) çocuklarıdır. İkinci zümrenin başı murisin anne babasıdır. Üçüncü zümrenin başı ise büyükanne ve büyükbabadır.

Evlilik Dışı Çocukların Miras Payları ve Mirasçılığı

Evliliğin dışında doğmuş çocukların baba tarafından mirasçı olabilmeleri için soybağı kurulmuş olması gerekir. Soybağı hakim kararı veya tanıma ile kurulabilir. Soybağı kurulduktan sonra, bu çocuklar baba tarafından evlilik içi doğmuş gibi mirastan pay alırlar.

Evlilik Tazminatı

Evlilik Tazminatı


Evlilik tazminatı, çalışan kadın işçinin evlilik tarihinden 1 yıl içerisinde kendi isteğiyle işten ayrılarak kıdem tazminatına hak kazanmasıdır. Evlilik tazminatı, İş Kanunu’nun 14. Maddesinde belirtilmiştir. Söz konusu maddede evlilik yapan kadınların kıdem hakkının bulunması halinde kendi isteğiyle işten ayrılmalarına rağmen kıdem tazminatına hak kazanacakları belirtilmiştir. Bu hak sadece kadınların kullanabileceği bir fesih türü sonucu ortaya çıkar.

Evlilik Tazminatı Hesaplama

Evlilik tazminatı hesaplama işlemi bir kıdem tazminatı hesaplama işlemidir. Yani kıdem tazminatı için gerekli şartları bulundurmanız halinde tarafınıza evlilik tazminatı olarak kıdem tazminatı ödenecektir.  Kıdem tazminatı şartı ise işçinin iş yerinde en az 1 yıl çalışmasıdır. Kıdem tazminatı hesaplama işlemi çalışılan yıl sayısının brüt ücretinizle çarpılması ile bulunur. Örnek evlilik tazminatı hesaplama olarak brüt maaşınız 5000 TL ve 2.5 yıl işyerinde çalışmış iseniz 5000 x 2,5 = 12.500 TL sizin alacağınız kıdem tazminatını oluşturur.

Evlilik Tazminatında İhbar Alınır Mı?

Evlilik tazminatında işveren ihbar tazminatı ödemek zorunda değildir. Evlilik tazminatı haricinde işyerinizden almanız gereken AGİ, Fazla Mesai vb. alacak haklarınız bulunuyor ise işveren bu tutarları da size ödemek zorundadır.

Evlilik Nedeniyle İşten Ayrılma

Evlilik nedeniyle işten ayrılma sonucunda çalışan sadece kıdem tazminatına hak kazanmaktadır. İhbar tazminatına hak kazanmayacağı gibi, işten ayrılırken de çalışan ihbar süresi boyunca çalışmak zorunda değildir. Evlilik tazminatı için söz konusu 1 yıllık tarih resmi nikahın yapıldığı tarihten itibaren başlamaktadır. Dini nikah veya düğün tarihleri bu tarihin hesaplanmasında bir önem arz etmemektedirler.

Evlilik Nedeniyle İşten Ayrılma Dilekçesi

…… LİMİTED ŞİRKETİ’NE

,01.05.2014 Tarihinden itibaren şirketinizde … pozisyonunda çalışmaktayım. 02.04.2019 tarihinde evlenmiş bulunmaktayım. 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. Maddesi gereği  evlilik nedeniyle ….  tarihinde iş sözleşmemi sona erdiriyorum. Aile cüzdanımın fotokopisini ekte sunuyorum. Evlilik tazminatı olarak ödemeniz gereken kıdem tazminatımı ve hak etmiş olduğum diğer işçilik alacaklarımı maaş hesabıma ödemenizi talep ederim.

Saygılarımla,

Tarih

T.C. No

İsim Soyisim

İmza

Evlilik Nedeniyle İşten Ayrılma İşsizlik Maaşı

Evlilik nedeniyle işten ayrılan kişiler işsizlik maaşı alamazlar. Bunun sebebi kendi istekleri ile geçerli bir sebeple işten ayrılmalarıdır. İşsizlik ödeneği bu durumu kapsamamaktadır.

Evlilik Tazminatı Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ E. 2012/10999 K. 2014/16076 T. 20.5.2014

1475 Sayılı Kanunun 14. maddesinin 1. fıkrasında, bayan işçinin evlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde evlilik sebebiyle kıdem tazminatına hak kazanabilecek şekilde feshedebileceği belirilmiştir. Kadın işçinin evlilik sebebiyle fesih hakkı, evlilik tarihinden başlar. Bu hak, sadece bayan eşe tanınmıştır. Resmi evlilik işleminden bir yıl içinde kullanılmalıdır.

Kadın işçi evlilik öncesinde bu hakkını kullanamaz. Evlilik öncesi işlemlerin işe devamsızlıkta haklı bir mazeret oluşturup oluşturmayacağı her bir durum açısından değerlendirilmelidir. Evlilik Tazminatı.

Kadın işçinin Kanunun tanıdığı fesih hakkını kullanması halinde, kıdem tazminatı talep edebilir. Feshin işverence kabul zorunluluğu yoktur. İşçinin işverene ihbar öneli tanıması da zorunlu değildir.

Kadın işçinin, iş akdi evlilik sebebine dayalı olarak feshine rağmen başka diğer bir işte çalışmaya başlamasının hakkın kötüye kullanımı değerlendirmesi her bir olayda değerlendirilmelidir. Evliliğin kadına yüklediği toplumsal sorumluluğun bir gereği olarak kanunda  fesih hakkı verilmiştir. Çalışma hayatının evlilikle birlikte yürütülemeyeceği fikri, aile beraberliğinin korunması ve kadının aile ile ilgili görevleri, kanun koyucuyu bu doğrultuda bir düzenlemeye sevk etmiştir. Çalışma hak ve hürriyetinin ortadan kaldırılması düşünülemez. Kadın işçinin evlilik nedeniyle  feshinin ardından kısa bir süre sonra yeniden çalışması gerekmiş olabilir. Kadın işçi evlilik nedeniyle  feshinin ardından hemen başka bir işyerinde çalışmaya başlayabilir.  Çünkü bu durum evliliğin kadına yüklediği görevleri kadının yerine getirmesi için olumlu olabilir.

Somut olayda; davacı kadın işçinin … tarihinde evlendiği, …. tarihli istifa dilekçesinde davalı yanında artık çalışmak istemediğini bildirdiği, dava dilekçesinde iş akdini evlenme gerekçesi ile feshettiğini bildirdiği, iş akdinin kanunda öngörülen 1 yıllık süre içerisinde feshedildiği anlaşılmakla davacı işçinin kıdem tazminatı talebi yönünden kabulüne karar verilmesi gerekirken reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.