İstifa Eden İşçi Kıdem Tazminatı Alabilir Mi?

İstifa Eden İşçi Kıdem Tazminatı Alabilir Mi?


İstifa eden işçi kıdem tazminatı alabilir mi? Yargıtay kararı ile bu tartışmanın cevabı belli durumlar ve koşullarda işçi lehine yorumlanmıştır. Yani aşağıda belirteceğimiz durum hal ve koşullarda istifa eden işçi kıdem tazminatı alabilir.

Kendi İsteğiyle İşten Ayrılan Tazminat Alabilir Mi?

Öncelikle belirtmek gerekir ki işten ayrılan kişilerin tazminat hakları birçok farklı kalemden olabilmektedir. Ancak bu yazımızda işçinin istifa ile kıdem tazminatı, yani haklı fesih nedeniyle kıdem tazminatı hakkı üzerinde duracağız. Ayrıca 2019 yılında ve diğer yıllarda hak ettiğiniz kıdem tazminatını sitemizde bulunan Tazminat Hesaplama sayfasındaki Kıdem Tazminatı Hesaplama aracından kolaylıkla yapabilirsiniz.

Kıdem tazminatı ile ilgili ayrıntılı bilgilere Kıdem Tazminatı Nedir? Yazımızda yer verdiğimiz için işin ayrıntısına girmeden kıdem tazminatı konusu belirtelim. Kıdem tazminatı işçinin en az bir senelik çalışması sonucunda aldığı her yıl için 1 aylık giydirilmiş brüt ücret tutarıdır. İşverenlerin ve muhasebecilerin neredeyse hepsi istifa etmek isteyen, kendi isteğiyle işten ayrılmak isteyen çalışanlara ve işçilere kendin çıkarsan tazminat alamazsın gibi bir mantık çerçevesinde konuşmaktalardır. Bu sebeple de işten ayrılmak isteyen işçiler kendi istegimle işten ayrılırsam tazminat alabilir miyim? ve işten kendim çıkarsam tazminat alabilir miyim?sorularını akıllarına getirmektedirler. Ancak kendi ayrılan işçi tazminat alamaz kuralı Türkiye’de çalışan işletme ve şirketlerin büyük bir çoğunluğu için geçerli değildir. Bunun geçerli olmamasının sebebi ise işverenlerin birçoğunun yasaya ve usule aykırı işlem yapmasından kaynaklanmaktadır. Yani işçiye kanun tarafından verilen hakları tam olarak iletmeyen işveren için istifa eden işçi kıdem tazminatı kazanamaz ilkesi geçerli olmamaktadır.

İstifa eden kişinin tazminat alamamasındaki maksat, işverenin tüm yükümlülüklerine yasaya ve hukuka uygun gerçekleştirip, çalışanın ise herhangi bir geçerli sebebi olmadan işten ayrıldığı, istifa ettiği durumlar için geçerlidir.

İşçinin Haklı Nedenle Feshi

İşçinin işten kendi ayrılmasıyla kıdem tazminatı kazanmak için işten haklı nedenle fesih işlemi yapması gerekmektedir. Yani aşağıdaki şartlarda istifa, haklı fesih olarak kabul edilmektedir. İşçinin belli şartlarda haklı sebeple derhal fesih imkanı bulunmaktadır. Bu şekilde fesih yapılması durumunda işverene ihbar süresi boyunca çalışılmaya gerek yoktur. İşveren bu durumdan kaynaklı çalışandan bir tazminat talep edemez.

İşçinin Haklı Fesih Nedenleri

Kanunda belirtilen haklı nedenleri Kıdem Tazminatı Nedir? Yazımızda belirtmiştir. Burada Yargıtay kararı ışığında uygulamada ortaya çıkmış ve işçilerin ve çalışanların büyük çoğunluğunun içinde bulunduğu nedenlerden bahsedeceğiz. Bunlar;

  • Fazla Mesai Ücretlerinin Ödenmemesi;
  • Zorla Fazla Mesai Yaptırılması;
  • Fazla Mesai Ücretlerinin Ödenmemesi;
  • Elden Maaş Ödenmesi;
  • Sigorta Primlerinin Eksik Yatırılması;

Fazla Mesai Ücretlerinin Ödenmemesi Sebebiyle Haklı Fesih

Bilindiği üzere yasal haftalık çalışma saati 45 saattir. Bunun üzerine çıkan bir çalışma söz konusu ise işveren fazla mesai ücreti ödemek veya 1.5 katı süre dinlenme iznini işçiye vermek zorundadır. Bunun yapılmaması durumunda istifa eden işçi kıdem tazminatı alabilir.

Zorla Fazla Mesai Yaptırılması Sebebiyle Haklı Fesih

İşveren çalışanlarına fazla mesai yaptırmak istiyorsa, yani 45 saati üstü çalışmalarda işçilerin rızasını almak zorundadır. Ancak işveren bunu bir normal duruma çevirmiş ve ya fazla mesaiye kalınmasını zorunluluk haline getirmişse, ve kalınmaması durumunda ücretini ödese dahi işçiyi kovma ile tehdit ediyorsa işçinin kıdem tazminatına hak kazanarak istifa, yani haklı fesih imkanı bulunmaktadır.

Elden Maaş Ödenmesi Nedeniyle Haklı Fesih

İşyerinde 5 ve üzeri işçi çalışan işçilerin maaşlarının bankadan ödenme zorunluluğu bulunmaktadır. Bu durumun ihlali asgari ücretin bankaya kalan kısmının elden verilmesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun yegane sebebi ise aşağıda da belirteceğimiz üzere SGK primlerinin eksik yatırılmasıdır. Bir kısım maaşın veya tüm maaşın elden alınması haklı fesih sebebidir. Bu sebeple işten ayrılan işçi kendi isteğiyle de ayrılsa kıdem tazminatına hak kazanır.

Sigorta Primlerinin Eksik Yatırılması Sebebiyle Haklı Fesih

Türkiye’deki işyerlerinde neredeyse en sık ve en çok karşılaşılan durum çalışanların sigortalarının eksik prim üzerinden , genellikle asgari ücret üzerinden yatırılmasıdır. Primlerin eksik yatırılması ve işçi üzerinden kar elde etmeyi amaçlayan bu durum emeklilik döneminde işçinin düşük emekli maaşı alması sonucunu doğurmaktadır. Sigorta primleri aldığı maaştan daha düşük yatan kişiler kıdem tazminatına hak kazanarak işten istifa ederek haklı sebeple ayrılabilirler.

Yıllık İzinlerinin Kullandırılmaması Sebebiyle Haklı Fesih

Her işçi bir yıllık çalışması sonucunda durumuna göre yıllık ücretli izin hakkı elde eder. Bu izinler işveren tarafından işçinin talebi ile kullandırılmak zorundadır. İşçinin talep ettiği halde kullandırılmadığını ispat ettiği halde işçinin haklı fesih imkanı bulunmaktadır.

Haklı Fesih Nasıl Yapılmalıdır?

İstifa Eden İşçi Kıdem Tazminatı Alabilir Mi? konusunun önemli kısmı bu haklı feshin nasıl yapılacağıdır. İşçinin yukarıda belirtilen sebepleri bulunması durumunda ispat açısından kolaylık olması sebebiyle Noter’den Haklı Fesih İhtarnamesini işverene göndermesi gerekmektedir. Bu ihtarnameyi gönderdiği gün işten ayrılmış sayılır ve işyerinde ihbar süresince çalışmasına gerek bulunmamaktadır.
Yukarıda belirtilenler haricinde kanunda belirtilen bir çok haklı fesih sebebi daha bulunmaktadır. Bu konular diğer yazılarımızda belirtilmiştir.

Tazminat Nasıl Alınır?

Gönderdiğiniz ihtarname sonucunda işveren tarafınıza derhal ödeme yapmak zorundadır. Alacaklarınız sizin işten çıkış gününüzde ödenmesi gereken hale yani muaccel hale gelmiştir. İşverenin tazminatı ödememesi halinde ise öncelikle Zorunlu Arabuluculuk yoluna başvurulması gerekmektedir. Arabuluculuk toplantısında anlaşmaya varılmaması halinde ise bu anlaşmama tutanağı ile birlikte İş Mahkemesinde İşçi Alacakları Davası açılması gerekmektedir.

Hak kaybına uğramamanız ve hakkınız olan tüm alacakların sağlıklı bir şekilde korunması ve tahsili için İş Avukatı ile işlemlerinizi yürütmeniz sizin açınızdan daha faydalı bir sonuç doğuracaktır.

Kambiyo Senetlerinde Borca İtiraz Dilekçesi Örneği

Kambiyo Senetlerinde Borca İtiraz Dilekçesi Örneği


Kambiyo Senetlerinde Borca İtiraz Dilekçesi Örneği aşağıda bulunmaktadır. Söz konusu itiraz dilekçesini ödeme emrinin tarafınıza tebliğinden itibaren 5 gün içerisinde icra hukuk mahkemesine sunmanız ve şikayet davası açmanız gerekmektedir. Şikayet ile itiraz etmediğiniz takdirde ve 10 gün içerisinde borcun ödenmediği takdirde takip kesinleşecek ve malvarlığınıza alacaklının haciz koyma hakkı doğacaktır. İş bu sebeple taraflara gönderilen icra ödeme emirleri dikkate alınmalıdır. Aşağıda belirtilen hallerin olması durumunda 5 gün içerisinde itiraz edilmelidir.

Kambiyo Senetlerinde Borca İtiraz Dilekçesi Örneği

_________________ İCRA HUKUK MAHKEMESİNE

İCRA DOSYA NO         : __________ E.

BORCA,İMZAYA VE YETKİYE

İTİRAZ EDEN DAVACI : ____________________(TC NO: _______________)

ADRESİ                        :___________________________________________

DAVALI ALACAKLI       :___________________________________________

ADRESİ                        :___________________________________________

KONU                           : Kambiyo takibine, borca ve yetkiye itirazlarımız hk.

TEBLİĞ TARİHİ           :_________________

AÇIKLAMALAR            :
Esas numarası yukarıda verilen dosyada tarafıma kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip yapılmış ve ödeme emri gönderilmiştir. İtirazlarımı Yasal süresi içinde sunmaktayım.

Alacaklı olduğunu iddia eden tarafa herhangi bir borcum bulunmamaktadır. Söz konusu dosyadaki senet üzerindeki imza tarafıma ait değildir. Bu sebeple icra takibine itiraz dilekçesi tarafımca hazırlanmıştır.

Ayrıca senedin asli unsurlarından bir tanesi tanzim tarihidir. Takibe dayalı senette tanzim tarihi bulunmamaktadır. Bu sebeple kambiyo vasfını taşımamaktadır.  İcra takibi itiraz dilekçesi içerisinde bahsetmem gereken diğer bir husus ise yetkiye aittir.

Söz konusu senette belirtilen adres Adana ili olmasına rağmen takip İstanbul Adalet Sarayı’nda açılmıştır. yetkili icra dairesi Adana icra daireleridir.

Talep ve Sonuç : Açıklanan nedenlerle; icra dosyası itiraz dilekçesi içeriğinde belirtilen sebeplerle öncelikle;

  • takibin durdurulmasına,
  • kombiyo senedine dayanmayan ödeme emrinin ve takibin iptaline,
  • yetki itirazının kabulüne
  • haksiz takip nedeniyle alacaklı aleyhine %20 tazminat ödemesine karar verilmesini

saygılarımla arz ve talep ederim.

İTİRAZ EDEN
______________

Ek :Kimlik Fotokopisi

Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu ile Takip Nedir?

Kambiyo senedi; poliçe, bono (emre muharrer senet) ve çektir. Elinde kambiyo senedi bulunan alacaklının, icra takip işlemini başlatırken kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip başlatması ilamsız takibe nazaran daha çok yararlıdır. Bunun sebebikambiyo senetlerine özgü takip içersinde icranın durdurulması ve itirazı işlemleri ilamsız takibe nazaran çok daha zordur.

Kambiyo Senetlerinde Borca İtiraz

Kambiyo senedine itiraz edebilmek için şu şartlardan en az biri olması gerekmektedir;

  1. İmzaya İtiraz
  2. Borca İtiraz
  3. Yetkiye İtiraz

Söz konusu itiraz sebepleri bulunuyorsa icra itiraz dilekçesi İcra Hukuk Mahkeme’sine sunulmaktadır. Bu itiraz Şikayet türünde bir itirazdır. Bu şikayetin icra hukuk mahkemesi yerine icra dairesine yapılması durumunda söz konusu itiraz kabul edilmeyecek dosya kesinleşecektir. Bu hallerde ek bir itiraz süresi verilmemektedir.

Kambiyo Senetlerinde Yetki

Kambiyo senetlerinde borca itiraz dilekçesi sunulması gereken yetkili mahkeme icra takibinin yapıldığı icra dairesinin tabi bulunduğu icra mahkemesidir. Borçlu, yetki itirazında yetkili icra dairesinin hangisi olduğunu bildirmelidir. Bildirmediği halde yetki itirazı yapılmamış sayılacaktır. Borca itiraz dilekçesi içeriğinde gerekli itirazları belirtmek zorundadır. Görüleceği üzere kambiyo senedine itiraz aslında bir borca itiraz davası gibidir. Yetkili Mahkeme tarafından incelenmektedir.
çocuğun velayeti

Çocuğun Velayeti


Boşanma sonucunda bu durumdan en büyük etkilenenlerden biri de ne yazık ki çocuklardır. Boşanma davasında çocuğun velayeti ve velayetin kimde kalacağı hususu ise taraflar arasında en büyük çekişme konusunu oluşturmaktadır.

Velayet Nedir?

Mahkeme tarafından çocuğun bakım, gözetimi yani çocuğun velayeti bir tarafa verilse de kendisine çocuğun velayet verilmeyen tarafa da çocuk ile şahsi ilişki kurulması yönünde hüküm verilir. Çocuğun velayeti kararının verilmesinde mahkemenin dikkat ettiği husus çocuğun üstün yararıdır. Yani çocuğun menfaati, yararı hangi tarafta kalmayı gerektiriyor çocuk için hangisi daha iyi olacaksa mahkemenin de velayeti takdir ederken tesis ettiği hüküm o yöndedir. Çocuğun üstün yararı derken anlaşılması gereken çocuğun bakım ve gözetiminin en uygun tesis edileceği, sürdürüleceği, çocuğun kişisel gelişiminin, psikolojisinin ruhsal ve bedensel bütünlüğü için en elverişli olacak ortamda büyümesi amaçlanmaktadır. Bu noktada anne ya da baba fark etmeksizin çocuğun üstün yararı kimin yanında kalmasını gerektiriyorsa mahkeme çocuğun velayetini o tarafa verecektir. Ayrıca ayrık durumlar saklı kalmak kaydıyla kardeşlerin birbirlerinden ayrılmamasına da dikkat edilmektedir.

Boşanma davası görülürken, velayet hususunda mahkeme çocukların da görüşlerini dikkate almaktadır. Yani idrak gücü olan çocuklar -öğreti ve uygulamada 8 yaş ve üzeri çocukların idrak gücü var kabul edilmekte– mahkeme tarafından muhakkak dinlenmektedir. Çocuğa mevcut durum bildirilerek kendi arzusu ile nerede yaşamak istediği sorulur. Çocuğun cevabı ile birlikte daha bir çok husus da birlikte değerlendirilmektedir. Psikolog, pedagog, sosyal uzmanlardan çocuğun durumuna, yaşam koşullarına ilişkin bir rapor aldırılır. Çocuğun menfaati hangi tarafta kalmayı gerektirdiği mahkemece saptanmaya çalışılır. Ayrıca hakim yalnıza bu ve dosyaya sunulan deliller değil gerekli gördüğü takdirde kendiliğinden araştırma da yaparak çocuğun üstün menfaatinin neyi gerektirdiği hususunu saptamaya çalışır.

Velayetin Değiştirilmesi ve Velayet Davası

Boşanma davası sonucunda velayeti kendisine verilmeyen tarafın değişen koşullar sebebi ile mahkemeye başvurarak velayetin değiştirilmesini talep etme hakkı her zaman mevcuttur. Değişen koşullar ise; velayeti elinde bulunduran tarafın çocuğun gelişimini engelleyecek veya olumsuz etkileyecek koşullara sahip bulunduğunu ispat etmelidir.

Velayetin Değiştirilmesinin Sebepleri Nelerdir?

Kanunda Hakimin re’sen veya taraflardan birinin talebi ile gerekli önlemlerin alınması gereken durumlar olarak şunlar belirtilmiştir;

  • Anne veya babanın başka biriyle evlenmesi,
  • Anne veya babanın başka bir yere gitmesi,
  • Anne veya babanın ölmesi,

Kanunda belirtilen yukarıdaki durumlar veya başkaca durumlarda velayetin değiştirilmesi davasında velayetin değişmesi için istenebilecektir. Hakim çocuğun üstün yararı prensibi doğrultusunda uzman görüşlere (psikolog, pedagog, sosyal uzman) başvurarak gerekli raporların alınmasını sağlar, idrak çağındaki çocuğu dinler, yaşam alanları incelenir. Bu doğrultuda çocuğun menfaati neyi gerektiriyorsa onu takdir eder.

Velayetin Kaldırılması Sonuçları

Velayetin kaldırılması sonucunda velayeti kaldırılan tarafın çocuk üzerindeki velayet hakkı sona erse de çocuğun bakım ve eğitim giderlerini giderme yükümlülüğü devam etmektedir. Bu sebeple velayeti kaldırılan taraf çocuk için iştirak nafakası ödeme yükümlülüğüne girecektir.

Eğer velayet hem anne hem de baba için olmak üzre iki taraftan da kaldırılırsa çocuk için bir vasi atanır. Eğer ki velayetin kaldırılma sebebi ortadan kalkarsa, talep halinde veya hakim resen velayeti kaldırılan tarafa velayeti gerir.

Çocuğun Velayeti Görevli ve Yetkili Mahkeme

Velayetin Değiştirilmesi davasında görevli mahkeme Aile Mahkemesi’dir. Aile Mahkemesi olmayan yerlerde görevli mahkeme Aile Mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemesi’dir. Velayetin değiştirilmesi davalarında yetkili mahkeme ise; genel yetki prensibince davalının yerleşim yeri mahkemesi olarak belirlenmiştir.

is-davasi-islah-dilekcesi-ornegi

İş Davası Islah Dilekçesi Örneği


İş Davası Islah Dilekçesi Örneği aşağıda bulunmaktadır. Söz konusu ıslah dilekçesini tarafınıza bilirkişi raporundan sonra ıslah için süre verilmiş ise verilen sürede mahkemeye sunmanız gerekmektedir. Islah etmediğiniz takdirde dava dava dilekçesindeki belirsiz olarak açılan ilk miktarlardan karara çıkacaktır.

Islah Dilekçesi Nedir?

Islah dilekçesi en geniş anlamıyla davanın türünün, taleplerin, veya dava miktarının değiştirilmesi için verilmesi gereken dilekçedir. Islah kurumu ile iş davalarında belirsiz olan ve eksik olarak belirtilen miktarlar, rakamların netleşmesi sonucu davada karar verilebilir ve talep edilebilir hale gelmektedir.

Islah Harcı Hesaplama

Islah dilekçesinin geçerli olabilmesi için dosyaya ıslah harcı yatırmak gerekmektedir. Her ne kadar kanunda Islah Harcı adı altında bir harç türü olmasa da Nispi Karar ve İlam Harcı olan ıslahla arttırılan değerin binde 68,31’inin 1/4 ü nispi harç olarak dosyaya yatırılmalıdır.

Harcın yatırılmaması veya eksik yatırılması halinde mahkemece harcın tamamlanması için ıslah eden tarafa süre verilecektir. Verilen sürenin sonunda ıslah harcının yatırılmaması halinde ıslah yapılmamış sayılacaktır.

Söz konusu ıslah dilekçesi harcın yatırılması akabinde diğer tarafa tebliğ edilecek ve itiraz süresinin geçmesi sonrasında dosya karar verilebilir bir hale gelecektir.

İş Davası Islah Dilekçesi Örneği

_________________ İş Mahkemesi Sayın Hakimliğine

Dosya No                      : __________ E.

Davacı                          : ____________________(TC NO: ________________)

ADRESİ                        : ___________________________________________

DAVALI                         : ___________________________________________

VEKİLİ                          : ___________________________________________

ADRESİ                        : ___________________________________________

KONU                           : Islah İstemi.

ISLAH EDİLEN MİKTAR : NET _____ TL (NET _____ TL arttırılmıştır.)

AÇIKLAMALAR            :

Açmış olduğum davamda;

  • kıdem tazminatı,
  • ihbar tazminatı,
  • fazla mesai ücret alacağı,
  • ulusal genel bayram tatil ücreti,
  • hafta tatil ücreti,
  • yıllık izin ücreti,
  • AGİ (Asgari Geçim İndirimi) alacağı ve
  • ücret alacağı

talep etmiş bulunmaktayım. Bu dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklarımı saklı tutarak belirsiz alacak davası açmış idim.

01.01.2019 tarihli Bilirkişi Raporunda belirsiz olan alacaklarım belirli bir hale gelmiş ve talep edebileceğim rakamlar belirtilmiştir. Ancak fazla mesai, hafta tatil ve UGBT alacağımız için ıslah tarihimizden geriye 5 yıllık dönemden önceki miktarlar zamanaşımına uğramış bulunmaktadır. Zamanaşımına uğrayan miktarların hesaplanması için Bilirkişi Raporuna ek bir rapor alınması yargılamayı uzatacağından dolayı, zamanaşımına uğrayan miktarlar Bilirkişi Raporunda açıkça belirtilen miktarlar ve tarihler esas alınarak tarafımca hesaplanmıştır.

İş bu ıslah dilekçesi ile yapacağım artışları zamanaşımına uğrayan alacaklarım için ıslah tarihim olan 16.03.2019 tarihinden zamanaşımı tarihi olan 5 sene geriye giderek 16.03.2014 tarihinden sonra doğmuş alacaklarımız için bilirkişi raporundan tarafımca hesaplama yapılarak yapmaktayım.

Bilirkişi raporunda verilen rakamların 16.03.2014 tarihinden sonra tarafımca hesaplama doğrultusunda vermiş olduğum ıslah dilekçemle dava konusu;

  1. kıdem tazminatını NET _____ TL arttırarak,
  2. ihbar tazminatı NET _____ TL arttırarak,
  3. fazla mesai ücretini NET _____ TL arttırarak,
  4. ulusal genel bayram tatil ücretini NET _____ TL arttırarak,
  5. hafta tatil ücretini NET _____ TL arttırarak,
  6. yıllık izin ücretini NET _____ TL arttırarak,
  7. AGİ (Asgari Geçim İndirimi) alacağını ücretini NET _____ TL arttırarak,
  8. ücret alacağını NET _____ TL arttırarak
  9. toplam dava değerini NET _____ TL yapmaktayım.

HUKUKİ NEDENLER : 1086 S. K. m. 83 ve ilgili mevzuat.

HUKUKİ DELİLLER : Tüm deliller.

SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda açıkladığım nedenlerle, dava dilekçemin arz edilen biçimde ıslahı ile iş akdinin feshedildiği tarihten İtibaren mevduata uygulanan en yüksek faiz ile birlikte davalıdan alınıp müvekkile ödenmesini, yargılama giderlerinin de davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim.

16.03.2019

Davacı
______________

Boşanma Davasında Özel Boşanma Sebepleri

Boşanma Davasında Özel Boşanma Sebepleri


Çekişmeli boşanma davasında özel boşanma sebepleri ve genel boşanma nedeni mevcuttur. Bu yazımızda özel boşanma nedenlerini ayrıntıları ile birlikte açıklayacağız.

Özel Boşanma Sebepleri

Çekişmeli boşanma davasında boşanma nedenleri olarak genel boşana sebebi ve özel boşanma sebepleri mevcuttur. Bu yazımızda özel boşanma nedenlerini olan;

  1. Zina,
  2. Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış,
  3. Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme,
  4. Terk,
  5. Akıl hastalığı sebeplerini ayrıntıları ile birlikte Yargıtay kararları ışığında açıklayacağız.

Aldatma / Zina Nedeniyle Boşanma Davası

Evliliğin getirdiği yükümlülüklerden biri de eşlerin birbirlerine karşı sadakat bağı ile bağlı olmasıdır. Eşler evlilik birliği içinde birbirlerine sadık olmalıdırlar. Bunun ihlali aldatma / zinaya girmektedir. Bu durumda aldatılan eşin diğer eşe karşı zina nedenine dayanarak boşanma davası açma hakkı vardır. Ancak dava açma hakkı olan eşin bunu öğrenmesinden itibaren 6 ay ve her halükarda zina fiilinin üzerinden 5 yıl geçmesi halinde aldatılan eşin zina nedenine dayanarak boşanma davası açma hakkı ortadan kalkacaktır. Kanunda belirtilen bu süreler hak düşürücü süredir. Yani bu sürelerin geçmesi durumunda zina nedenine dayanılarak açılan boşanma davasını hakim reddetmek zorundadır. Ayrıca aldatılan eş, diğer tarafı affederse bu durumda da dava açma hakkını yitirecektir. Yani zinayı affeden tarafın buna dayanarak boşanma davası açma hakkı olmayacaktır. Affın ne şekilde gerçekleştirileceği ile ilgili özel bir yöntem belirtilmemiştir. Yani af yazılı, sözlü, açık, örtülü olabilir.

Özel boşanma sebepleri içerisindeki Zina nedeninin varlığının ispatlanması ancak buna dayanılarak boşanmaya hükmedilememesi gibi bazı durumlarda genel nedene dayanılarak boşanma davası da açılmışsa bu takdirde hakim boşanmaya hükmedebilir.

Örnek Yargıtay Kararı

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2018/6226 E.  ,  2019/2588 K. 12.03.2019 T.

Tüm dosya kapsamı ve toplanan delilerden; davacı-karşı davalı kadının tanık beyanları ile hatta bir kısım davalı-karşı davacı erkeğin kendi tanık beyanlarından da görüldüğü üzere, davalı-karşı davacı erkeğin başka bir kadınla beraber olduğunu kabul ettiği anlaşılmıştır.

Ayrıca başka bir kadınla farklı zamanlarda el ele dolaşırken, başka bir zamanda otelde, ayrıca muhtelif zamanlarda öpüşürken görüldüğü, kendi tanığına zaman zaman ilişki yaşadığı kadının evinde kaldığını beyan ettiği, otomobilinin dahi gayrı resmi birliktelik yaşadığı kadının otoparkından çıktığı, davacı-karşı davalı kadın tanıklarınca da erkeğin bu kadınla beraber yaşadığının bilindiği, tüm bu anlatılanlarla birlikte davacı-karşı davalı kadın tarafından dosyaya sunulan fotoğraflar, otel rezervasyon kayıtları ile mail yazışmaları da dikkate alındığında davalı-karşı davacı erkeğin zina eylemini gerçekleştirdiğinin sabit olduğu ve böylelikle davacı-karşı davalı kadının zinaya dayalı boşanma davasınıda (TMK m. 161) ispatladığı anlaşılmaktadır.

O halde davacı-karşı davalı kadının zinaya dayalı (TMK m. 161) boşanma davasının kabul edilmesi gerekirken, yetersiz gerekçe ile reddine karar verilmesi usule ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ:Temyiz olunan hükmün yukarıda (2.a), (2.b) ve (2.c) bentlerinde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA,  oybirliğiyle karar verildi.

Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış Nedeniyle Boşanma Davası

Özel boşanma sebepleri içerisindeki bu neden ile boşanma davasında taraflardan birinin diğerine karşı gerçekleştirebileceği üç hareket tipine yer verilmiştir. Bu üç fiilden birini eşine gerçekleştiren tarafa karşı diğer eşin boşanma davası açma hakkı bulunmaktadır.

  1. Hayata Kast : Hayata kast ile anlaşılması gereken aslında bellidir. Eşlerden birinin diğerinin yaşamını sonlandırmak arzusu ve iradesi ile hareket etmesi evlilik kurumu ile bağdaşmaz ve pek tabii bu hareketin sonucunda buna maruz kalan tarafın boşanma hakkı bulunmaktadır. Bu harekete maruz kalan eşin hak düşürücü sürede davasını açması gerekmektedir. Süreler bu fiilin öğrenilmesinden itibaren 6 ay ve her halükarda 5 yıl geçmesi ile dolacaktır. Süreleri geçiren eşin bu nedenle boşanma davası açması durumunda davası reddedilecektir. Bu tür davranışa maruz kalan eşin diğer tarafı affetmesi durumunda dava açma hakkı olmayacaktır.
  2. Pek Kötü Davranış : Pek kötü davranış eşe karşı gerçekleştirilen ve insan olmak ile bağdaşmayan her türlü hareket ile özetlenebilecek olsa da şöyle ifade edilebilir. Eşin acı çekmesine neden olan, fiziki veya ruhsal bütünlüğünü bozan, zarar veren her türlü davranıştır. Evlilik birliği ile bu tür hareketlerin bağdaşmayacağına ve kimsenin kimseye bu tür hareketlerde bulunmaya hakkı olmayacağını düşünen kanun koyucu bu tür muamelelere maruz kalan eşe hak düşürücü süreler içerisinde boşanma davası açma hakkı tanımıştır. Süreler yine 6 ay ve her halükarda 5 yıldır. Bu sürelerin geçirilmesi durumunda eşin bu neden dayanarak boşanma davası açma imkanı kalmayacaktır. Bu tür davranışları affeden tarafın dava açma hakkı olmayacağı belirtilmelidir.
  3. Onur Kırıcı Davranış : Onur kırıcı davranış ile ne anlaşılması gerektiği muğlak gibi dursa da öğreti ve Yargıtay kararları ile neyi ifade ettiğine ilişkin bazı belirlemeler yapılmaktadır. Eşin diğer eş tarafından diğer insanlar içinde azarlanması, aşağılanması, küçük düşürülmesi, hakarete uğraması, küfür edilmesi gibi örnekler verilebilir. Hiç şüphesiz bu tür davranışların hem eşlerin birbirine karşı yapmaması gerektiği hem de bireylerin kişiliğine karşı ağır bir saldırı olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Bu tür bir davranışa maruz kalan eşin de yine dava hakkını kullanabilmesi için 6 ay ve 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açmalıdır. Ayrıca affeden tarafında dava açma hakkı olmayacağı da yine belirtilmelidir.

Emsal Yargıtay Kararı

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/13788 E. , 2018/4030 K. 20.03.2018

Davacı kadın tarafından açılan boşanma davası, münhasıran Türk Medeni Kanunu’nun 162. maddesinde düzenlenen hayata kast ve pek kötü davranış sebebi ile ve Türk Medeni Kanunu’nun 166/son maddesine dayalı olarak açılmıştır. Davacı kadının ayrıca Türk Medeni Kanunu’nun 166/1-2. maddesi uyarınca, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı bir davası bulunmamaktadır. Böyle durumda mahkemece genel boşanma nedenine (TMK m. 166/1-2) dayalı olarak boşanmaya karar verilemez. Zira hakim tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır (HMK m. 26/l).

Ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Yapılan yargılama ve toplanan delilllerden, davalı erkeğin eşine sürekli fiziksel şiddet uyguladığı, en son olayda da davacı kadını bıçak doğrultarakSeni keserim” diye tehdit ettiği ve üzerine yürüyerek yumrukları ile darp ettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, Türk Medeni Kanunu’nun 162. maddesinde düzenlenen koşullar gerçekleşmiştir. O halde, pek kötü davranış sebebiyle boşanmaya karar verilmesi gerekirken, mahkemece TMK 166/2. maddesine göre boşanmaya karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA,  oybirliğiyle karar verildi.

Suç İşleme veya Haysiyetsiz Hayat Sürme Nedeniyle Boşanma Davası

Bu nedene dayanarak boşanma davası açma hakkı elde edilebilmesi için önce  kategorilere ayırarak inceleyelim:

Suç İşleme Nedeni ile boşanma davası açılabilmesi için işlenen suçun küçük düşürücü bir suç olması ve artık evlilik birliğinin devamı-birlikte yaşanılması diğer eşten beklenilmemesi gerekmektedir. Küçük düşürücü suç ile kast edilenin ne olduğuna gelince böyle bir suçun toplum nazarında kişilerin yüzünü kızartması, onları utandırması rencide etmesini anlamak gereklidir. Küçük düşürücü suç olarak nitelenebilmesi için hakimin her somut durumun özelliğine bakarak karar vermesi gerekecektir.

Haysiyetsiz Hayat Sürme nedeni ile boşanma davası açılabilmesi için yine taraflardan birinin haysiyetsiz bir yaşam sürmesi ve diğer eş için artık birlikteliliğin devamının mümkün olmaması gerekmektedir. Haysiyetsiz yaşam sürme ile kast edilen ise, evlilik birliğine yakışmayan kişinin itibarını, kendisine saygısını, şerefini zedeleyen bir yaşam tarzı olarak ifade edilebilir. Böyle bir yaşamı benimseyen biri ile evli kalması kendisinden beklenemeyen kişinin bu sebebe dayanılarak boşanma hakkı olacaktır.

Örnek Yargıtay Kararı

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/20524 E. , 2018/8173 K. 27.06.2018 T.

Dava, Türk Medeni Kanununun 163. maddesinde yer alan suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürmehukuksal sebebine dayalı boşanma istemine ilişkindir. Türk Medeni Kanununun 163. maddesi hükmüne binaen boşanma kararı verebilmek için suç teşkil eden fiilin evlendikten sonra yapılmış olması gerekir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden tarafların davalının işlediği suç tarihinden sonra evlendikleri anlaşılmaktadır. Bu halde Türk Medeni Kanununun 163. maddesine dayalı boşanma kararı verilebilmesi için gerekli olan işlenen suç nedeniyle diğer eş için birlikte yaşamanın beklenemez hale gelmesi koşulu gerçekleşmediğinden davacının davasının reddine karar vermek gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda 1. ve 2. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi.

Terk Nedeniyle Boşanma

Terk nedenine dayanarak boşanma davası açılabilmesi için kanunda bazı şartlar öngörülmüştür. Bu şartlar şunlardır :

  • Eşlerin birlikte yaşadıkları ortak konutun eşlerden biri tarafından terk edilmesi : Eşlerin birlikte evlilik hayatlarını sürdürdükleri ortak konut eşlerden biri tarafından evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla terk edilirse veya eşlerden biri haklı bir sebep yokken ortak konuta dönmüyorsa ortak konutun terkinin ilk şartı sağlanmıştır. Ancak; eşini ortak konutu terk etmeye zorlayan yahut eşini ortak konuta dönmesini engelleyen taraf da terk etmiş sayılır.
  • Terkin en az 6 ay sürmesi ve halen devam etmesi : Terk eden eşin en az 6 aydır ortak konuta dönmemiş olması, onu terk etmesi ve bu eylemini halen devam ettiriyor olması gerekmektedir.
  • Terk eden eşe ihtar çekilmesi : Konutu terk eden eşe karşı diğer taraf usulüne uygun olarak noter veya hakim kanalıyla ihtar çekilmesi gerekmektedir. İhtar ile ilgili olarak ; terk eden eşe karşı çekilecek ihtarda terk eden eşe 2 ay içerisinde ortak konuta dönmesi gerektiği dönmemesi durumunda ise doğacak sonuçlar hakkında uyarılarda bulunulması gerekmektedir. Ayrıca boşanma davası açmak için gereken süre zarfının 4. ayı sonlanmadıkça ihtar talebinde bulunulamayacağı gibi ihtardan sonra 2 aylık sürede beklenmeden dava açılamaz. İhtar gerektiğinde ilan yolu ile de yapılabilir.

Boşanma davasında özel boşanma sebepleri içerisindeki Terk nedenine dayanarak terk edilen eşin boşanma davası açması için hak düşürücü süre öngörülmemiş yalnızca dava açma ve usulüne uygun ihtar çekilebilmesi için gereken sürelere riayet edilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde mahkeme ihtarın usulsüzlüğü nedeniyle terk nedeni ile boşanma davasını reddedecektir.

Yargıtay Kararı

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2017/6538 E. , 2019/3363 K.25.03.2019

Davacı erkek tarafından terk hukuki sebebine dayalı ( TMK m. 164) boşanma davası açılmış, ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davanın kabulü ile tarafların Türk Medeni Kanunu’nun 164. maddesi uyarınca boşanmalarına karar verilmiş, verilen karar davalı kadın tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince “Terk ihtarından önce 26.01.2015 tarihinde davalı kadın tarafından tedbir nafakası davasının açıldığı, kadının bu talebinin haklı görülerek davalı ve müşterek çocuk yararına tedbir nafakasına hükmedildiği, kararın 17.12.2015 tarihinde kesinleştiği bu sebeple kadının tedbir nafakası davasında ayrı yaşamakta haklılığının kanıtlanması nedeniyle terk ihtarının hukuki sonuç doğurmayacağı, terk ihtarının geçersiz olduğu” gerekçesiyle davalının istinaf başvurusu kabul edilerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacının terk hukuki sebebine dayalı boşanma davasının reddine karar verilmiş, verilen iş bu karar davacı erkek tarafından temyiz edilmiştir.

TMK M.164, taraflardan birinin evlilikten kaynaklı sorumluluklarından kurtulmak amacıyla diğerini terk ettği veya haklı bir nedensiz evlilikkonutuna gelmediği ve dönmediği halde, ayrılık en az altı ay sürmüş ise ve bu durum devam ediyorsa, talebe binaen hakim tarafından çekilen ihtarın da sonuçsuz kalması durumunda terk edilen eşin, boşanma davası açabileceğini hükme bağlamıştır. Davacı koca 23 Temmuz 2015 tarihinde ihtar isteğinde bulunmuş, isteğe binaen verilen karar davalı kadına 24.07.2015 tarihinde tebliğ olmuş, aradan yasanın aradığı iki aylık süre geçtikten sonra 14.12.2015 tarihinde boşanma davası açılmıştır.

Davalı ihtar istek tarihinden önceki dört aylık fiili ayrılık döneminden evvel 26.01.2015 tarihinde nafaka isteğinde (TMK m. 197) bulunmuş ve bu istek haklı kabul edilerek 26.02.2015 tarihinde nafakaya hükmedilmiştir. Ve karar da 17.12.2015 tarihinde kesinleşmiştir. Nafaka davası dört aylık fiili ayrılık döneminde açılmamıştır. Açılan nafaka davası sonucunda kabul edilen nafakayla alakalı kararın fiili ayrılık döneminde kesinleşmiş olmasının terke dayalı davaya etkisi yoktur. Nafaka hükmü lehine nafakaya hükmedilenin, dava tarihi itibariyle ayrı yaşamakta haklı olduğunu gösterir. Tersinin kabulunde, nafaka davası açan ve nafakaya hükmedilen eş hakkında artık terke dayalı boşanma davası açılamaz sonucunu doğurur. Yasanın düşündüğü amaç bu değildir. (H.G.K ‘nun 18.11.1998 gün ve 824/2-820 sayılı, 2.H.D’nin 27.09.2005 tarihli 11274-12936 sayılı kararı).

Toplanan delillerle de taraflar arasındaki ayrılığın altı aydan fazla sürdüğü anlaşılmaktadır. Bu halde ihtar kanuni şekillere uygundur. Terk sebebine dayalı davanın reddedilebilmesi için terkte haklılığın değil, eve dönmemekte haklılığın kanıtlanması gerekmektedir. O halde toplanan delillerle, ihtarın samimi olup olmadığı, davalının ihtara uymamakta haklı olup olmadığı değerlendirilerek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ Yukarıda gösterilen sebeple kararının BOZULMASINA,oybirliğiyle karar verildi.

Akıl Hastalığı Nedeni ile Boşanma Davası

Boşanma davasında özel boşanma sebepleri içerisindeki Akıl hastalığı nedenine dayanarak eşlerden birinin boşanma davası açabilmesi için akıl hastalığının evlilik birliği içinde meydana gelmesi gereklidir. Ayrıca bu akıl hastalığının iyileşme olanağı bulunmamalıdır. Akıl hastalığının iyileşme olanağının bulunmadığı resmi sağlık kurulu tarafından alınan raporla tespit edilmelidir. Ayrıca bu akıl hastalığının diğer eş için ortak hayatı çekilmez kılması gerekmektedir. Akıl hastalığı nedeniyle diğer eş için evlilik birliğinin devamı katlanılamaz hale gelirse bu durumda akıl hastalığı nedeni ile diğer eşin boşanma davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu nedene dayanarak boşanma davası açma hakkı herhangi bir hak düşürücü süreye tabi değildir.

Yargıtay Kararı

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2014/6403 E. , 2014/24855 K. 05.12.2014 T.

Davalı koca Türk Medeni Kanununun 405. maddesi gereğince kısıtlanmış ve kendisine vasi tayin edilmiştir. Davalı akıl hastasıdır. Akıl hastalığına dayalı bir boşanma davası da bulunmamaktadır. Davacı kadın TMK 166/1 maddesinde düzenlenen evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı olarak boşanma davası açmıştır. Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi uyarınca boşanmaya karar verebilmek için, davalının az da olsa kusurunun varlığının kanıtlanması gerekir. Belirtildiği üzere, davalı koca akıl hastası olduğundan kendisine yüklenilebilecek bir kusur yoktur. O halde, davacı kadının şiddetli geçimsizlik sebebine dayalı davasının reddi gerekirken; yazılı biçimde karar verilmesi yasaya ve usule aykırı olup; bozmayı gerektirmiş olsa da, boşanma hükmü temyiz edilmediğinden bu husus bozma nedeni yapılmamış yanlışlığa işaret etmekle yetinilmiştir.

Her ne kadar boşanma davasını taraflar kendisi de açabilmekte ise de, hak kayıplarını önlemek ve yargılamanın gereksiz yere uzamasını önlemek adına Boşanma Avukatı ile davaların takibinin sağlanması her iki taraf için de faydalı sonuç doğurmaktadır.

Boşanma Davası Nasıl Açılır?

Boşanma Davası Nasıl Açılır?


Boşanma davası nasıl açılır? sorusunun cevabını vermeden önce hangi türde dava açılacağının belirlenmesi gerekir. Bu belirlemeden sonra gerektiğinde hangi hukuksal nedene dayanıldığı boşanma dava dilekçesi içeriğinde belirtilmelidir. Ardından yetkili mahkemeye davacı taraf iki suret dava dilekçesi ve delil ekleri ile başvurarak davasını açabilmektedir.

Boşanma Davası

Türk Hukuku’nda yasal olarak evli çiftlerin artık evliliklerini devam ettiremedikleri takdirde başvurabilecekleri kurum olarak boşanma bulunmaktadır. Boşanmak isteyen çiftler mahkemeye başvurarak şartlarını taşıdıkları takdirde anlaşmalı boşanma davası açma veya taleplerinin birbirleri ile örtüşmedikleri durumlarda çekişmeli boşanma davası açmak için imkanları vardır. Boşanma davasının diğer hukuk davalarından farklı usullerle yürütülmekle birlikte bazı farklılıkları bulunmaktadır.

Boşanma Davasında Yetkili ve Görevli Mahkeme

Boşanma davalarında Görevli Mahkeme Aile Mahkemeleridir. Aile Mahkemelerinin olmadığı yerlerde boşanma davaları, Asliye Hukuk Mahkemeleri’nde (Aile Mahkemesi sıfatıyla) görülmektedir.

Boşanma davasında Yetkili Mahkeme Türk Medeni Kanunu’na göre;

  • Tarafların davadan önce son 6 ay birlikte oturdukları yer mahkemesi veya ,
  • Taraflardan birinin yerleşim yeri mahkemesidir.

Boşanmak isteyen tarafların davayı açabilecekleri yer mahkemesi hususunda seçimlik hakları bulunmaktadır.

Boşanma Davasında Yargılama Usulleri

Boşanma davasında yargılama usulü açısından Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’na ek olarak şu hususlara da dikkat edilmektedir;

  • Vicdani kanaat : Boşanma davasında hakim dayanılan olguların varlığına vicdanen kanaat getirmelidir. Hakim vicdanen kani olmadıkça bunlar ispatlanmış sayılamaz.
  • Yemin yasağı : Hakim boşanma davasında dayanılan olgulara ilişkin tarafların talebi veya kendiliğinden yemin teklifinde bulunamaz.
  • İkrar : Tarafların ikrarda bulunmaları hakimi bağlamaz.
  • Onay : Boşanma davasının fer’i sonuçlarına ilişkin anlaşılması halinde bu anlaşmalar hakim tarafından onaylanmadıkça geçerli değildir.
  • Gizlilik : Taraflardan birinin talebi ile hakim duruşmaların gizli yapılmasına karar verebilir.
  • Serbestlik : Hakim sunulan kanıtları serbestçe takdir eder.

Boşanma Davası Türleri

Boşanma davası yukarıda da bahsedildiği üzere anlaşmalı ve çekişmeli olmak üzere iki türlüdür.

ANLAŞMALI BOŞANMA

Çekişmeli boşanmanın uzun sürmesine rağmen anlaşmalı boşanmanın kısa sürede sonlanması, tarafların ikisinin de evlilik birliğini sonlandırmak istemeleri ve taleplerinin birbirleri ile uyuşmaları vesair sebeplerle anlaşmalı boşanma yaygın olarak Hukukumuzda yer edinmektedir. Boşanmak isteyen çiftlerin birbirleri ile uyumlu talepleri ve gerekli yasal şartların sağlanması durumunda çiftlerin anlaşmalı boşanmaları mümkündür.

Anlaşmalı Boşanma Şartları

Anlaşmalı boşanma davası şartları şunlardır;

  1. Evlliliğin en az 1 yıl sürmesi : Boşanmak isteyen çiftlerin anlaşmalı boşanma yolu ile boşanabilmeleri için evliliklerinin en az 1 yıl sürmeleri gerekmektedir. Bu bir yıllık süre sadece resmi nikahlı geçen evlilik süresini kapsamakta birlikte yaşama, nişanlılık gibi durumları kapsamamaktadır.
  2. Boşanmak amacıyla tarafların mahkemeye birlikte başvurması veya bir eşin diğerinin açtığı davayı kabul etmesi : Diğer bir şart olarak kanun boşanmayı talep eden eşlerin mahkemeye birlikte başvurmalarını bir yol olarak öngörmüştür. Taraflar ortak dilekçe verebilerek birlikte boşanma iradelerini gösterebildikleri gibi taraflardan birinin açtığı boşanma davasını diğer eşin kabul etmesi (bütün talepleri) ile de anlaşmalı boşanma gerçekleşebilir. Yahut çekişmeli olarak süren bir boşanma davasında taraflar bunu anlaşmalı boşanma davasına çevirebilirler.
  3. Boşanmayı talep eden eşlerin hakim huzurunda bunu gerçekleştirmeleri : Boşanmak isteyen tarafların ikisini de hakimin dinleyerek rızaları ile boşanmak istediklerine kanaat getirmesi gerekmektedir. Yani taraflardan birinin iradesinin sakatlanmadığına hakimin kanaat getirmesinin ardından boşanma gerçekleşebilecektir. Bunun yolu da hakimin tarafları huzurunda dinlemesi ile gerçekleşecektir.
  4. Hakimin boşanmayı uygun bulması : Hakimin boşanmayı uygun bulması evliliğin mali sonuçları ve çocukların durumunun düzenlenmesini uygun bulmayı içermektedir. Evlilik yalnızca tarafların medeni durumlarını değiştirmekle kalmaz ayrıca evliliğin sonlanmasının oluşturacağı bazı maddi sonuçlar da ortaya çıkar. Bunlar maddi manevi tazminat istenip istenmemesi, iştirak ve yoksulluk nafakası gibi durumlar olacaktır. Ayrıca tarafların çocuğunun bulunması durumunda çocuğun durumunun da belirlenmesi gerekecektir. Çocuğun velayetinin kimde kalacağı, velayeti alamayan tarafın çocukla şahsi münasebetinin ayarlanması gibi düzenlemeleri içermektedir. Anlaşmalı boşanmada bu hususların da düzenlenerek hakimin onayına sunulması ve diğer şartlara ek olarak hakimin bunu uygun bulması da gerekmektedir. Hakimin gerekli gördüğü takdirde bunlar üzerinde değişiklik yapma hakkı da bulunmaktadır. Hakimin yapmış olduğu bu değişiklik taraflarca da onaylanırsa anlaşmalı boşanma gerçekleşebilecektir.

ÇEKİŞMELİ BOŞANMA

Boşanmak isteyen tarafların gerekli yasal şartları sağlayamaması ( evliliğin 1 yıldan kısa sürmüş olması gibi) veya boşanmanın sonuçları konusunda taleplerin birbirleri ile uyuşmaması gibi sebeplerle anlaşmalı boşanamamaları durumunda çekişmeli boşanma imkanları da mevcuttur. Çekişmeli boşanma davasında boşanma nedenleri olarak genel boşanma sebebi ( evlilik birliğinin sarsılması) ve özel boşanma sebepleri mevcuttur.

Belirtmek gerekir ki; özel boşanma nedenlerinden birine dayanılarak açılmış bir boşanma davasında nedenin varlığı kanıtlanırsa hakim boşanmaya hükmetmek zorundadır. Boşanma davası açılırken hem özel boşanma sebepleri hem de genel boşanma nedenine dayanılarak dava açılabilir. Özel boşanma sebeplerinin varlığı ispatlanamadığı takdirde genel boşanma nedenine dayanarak boşanmaya hükmedilebilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/10328 E. , 2018/2053 K. 15.02.2018 T.
Dava; hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, (TMK m.162), suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme (TMK m. 163) belirtilen özel boşanma sebepleri ile bu kabul edilmediği takdirde evlilik birliğinin sarsılması (TMK m.166/1) sebebiyle boşanma talebine ilişkindir.

Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme fiilleri özel boşanma sebebi yanında genel boşanma(TMK m. 166/1) sebebi de oluşturur. Bu durum karşısında kalan eş isterse bu özel sebeplerin yanında genel sebebe, isterse birine veya birkaçına birlikte dayanarak boşanma talep edebilir.

Davacı taraf öncelik ile özel boşanma sebeplerine dayanarak boşanma davası açmış olduğu için, ilk olarak özel boşanma sebeplerinin bulunup bulunmadığı belirlenecek ve var ise, buna dayanılarak özel boşanma sebeplerinin gerçekleşmediği durumda, deliller TMK m. 166/1-2 genel boşanma sebebi çerçevesinde değerlendirilerek bunun sonucuna göre karar verilecektir. Dosyada toplanan delil ve kanıtlar ilk olarak özel boşanma sebepleri çerçevesinde değerlendirilip, sonucunca karar verilmesi gerekir iken, bu husus gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır ve bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, … oybirliği ile karar verildi.

GENEL BOŞANMA SEBEPLERİ

Özel boşanma sebepleri bulunmayan veya uygulanamayacak durumda olan durumlarda taraflar genel boşanma nedenine dayanarak boşanma davası açabilirler. Ancak böyle bir durumda boşanma nedeni olarak tarafların; ‘’evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede sarsılması’’ gerekmektedir.

Genel boşanma nedenine dayanarak açılan boşanma davasında davayı açan tarafın karşı tarafın kusurunu ispat ederek hakimin boşanma yönünde kanaatini oluşturması gerekmektedir. Yani böyle bir durumda taraflar birbirlerinin kusurları iddia ve ispat ederek hem evlilik birliğinin sarsılmış olduğunu hem de karşı tarafın kusurunu ispat etmelidir. Kusur durumu ise şunda belirleyici olmaktadır: Davayı açan davacı taraf karşı tarafın kendisinden daha kusurlu olduğunu ispat ederse karşı taraf boşanmak istemese de hakim boşanmaya hükmedebilecektir. Ancak davacı karşı tarafın daha kusurlu olduğunu ispat edemezse kendisinin daha kusurlu olduğu karşı tarafça ispatlanırsa ve eğer karşı taraf boşanmak istemiyorsa davası reddedilebilecektir. Yani tarafların boşanmalarına hükmedilmez. Ancak bunun da istisnası şudur ki; evlilik birliğinin devamında davalı taraf ve çocuklar için korunmaya değer bir yarar kalmaması durumunda yapılan bu itiraz hakkın kötüye kullanılması olarak görülür ve kabul görmez. Tarafların boşanmalarına hükmedilebilir.

Evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenilmeyecek derecede sarsılması şeklinde olan genel boşanma nedenine dayanak oluşturan vakıalar iddia edilip ispatlanır ve Mahkemece bunların evlilik birliğini sarsıp sarsmadığı takdir edilir. Taraflar evlilik birliğinin sarsıldığına ilişkin vakıalarını, davaya ilişkin ispat vasıtalarını (nasıl ispat edecekleri), delillerini, taleplerini açıkça belirtmelidir. Mahkemece vakıaların evlilik birliğini sarstığına ve artık ortak hayatın sürdürülemeyeceğine kanaat getirilirse boşanmaya hükmedilecektir.

Evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olmasının kanunda sayıldığı bir hal olarak ise şu gösterilebilir. Boşanma nedenlerinden birine dayanarak açılan boşanma davasının reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleşmesinin üstünden 3 yıl geçmesine rağmen ortak hayatın ne sebeple olursa olsun yeniden kurulamaması durumunda evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu durumda eşlerden birinin talebiyle boşanmaya hükmedilebilecektir.

Boşanmanın Mali Sonuçları

Boşanmanın Mali Sonuçları


Boşanma davası her ne kadar kişilerin medeni halini değiştirme amacı taşısa da evlilik birliği aynı zamanda bir mal birliğidir. Evliliğin bitmesi halinde taraflar belli şartlarda bir takım mali yükümlülüklerle karşılaşacaktır. Bu durum boşanmanın mali sonuçları konusunu oluşturmaktadır.

Tazminat Talepleri

 Maddi Tazminat

Boşanma davasında maddi tazminat talep edilebilmesi için, maddi tazminat talebinde bulunan eşin kusursuz veya diğer tarafa nazaran daha az kusurlu olması gerekmektedir. Ayrıca maddi tazminat talebinde bulunan eşin boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenmiş olmalıdır. Bu nedenlerin birlikte bulunması halinde eşin maddi tazminat talebinde bulunma hakkı mevcuttur. Tazminat zararın giderilmesini amaçlayan bir kurumdur, bu nedenle maddi tazminatın belirlenmesi kriterinde ise, yaşanılan mağduriyet, ödeyecek tarafın maddi imkanları, ödeme kabiliyeti gibi etkenler rol oynamaktadır.

Manevi Tazminat

Boşanmaya neden olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan taraf ise, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat talep edebilecektir. Manevi tazminatta önemli olan husus ise, yaşanılan maddi olmayan mağduriyetin – kişilik haklarının zedelenmesi – hiç olmazsa bir nebze giderilerek tarafın zararının tazmin edilmeye çalışılmasıdır.

Nafaka Talepleri

Boşanma davasının açılması ile birlikte boşanmanın mali yönleri bakımından en çok tartışılan husus nafakadır. Nafaka geçimini sağlayamayacak olan eşe yardım hayatını idame ettirmesini sağlama yönünde destek olan hukuki bir müessesedir. Boşanma davasının kesinleşmesi ile yoksulluk ve iştirak nafakalarına boşanma davası henüz devam ederken ise tedbir nafakasına hükmedilebilir. Nafaka türlerini açıklayalım;

  • Tedbir Nafakası : Boşanma davalarının uzun sürmesi, bu süre zarfında hayatını idame ettirmekte zorlanacak eşin boşanma davasının kesinleşene kadar geçimine katkı sağlama zorunluluğu getirmektedir. Bu sebeple henüz boşanma davası sürerken mahkemece henüz reşit olmayan 18 yaş ve altındaki çocuklar veya talep eden eş için mahkemece uygun bulunması durumunda tedbir nafakasına hükmedilecektir. Tedbir nafakasının amacı bahsettiğimiz gibi ihtiyaç duyan eşin yaşamını idame ettirmesini sağlamaktır. Maddi durumu yerinde olan, nafakaya ihtiyaç duymayan eş için tedbir nafakasına hükmedilemez. Ancak çocuklar için tedbir nafakası talep edilebilir. Tedbir nafakası boşanma davasını kesinleşmesine kadar devam eder. Boşanma davasının kesinleşmesi ile tedbir nafakası sona erer.
  • Yoksulluk Nafakası : Boşanma davası sonucunda boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafın kusurunun karşı taraftan daha az olması şartı ile nafaka talep hakkı vardır. Ancak burada nafakaya hükmedilirken karşı tarafın mali gücü belirleyici olmaktadır. Nafakaya hükmedilirken nafaka ödemekle yükümlü tutulan kişinin kusuru aranmaz. Ayrıca hükmedilen yoksulluk nafakası herhangi bir süreye bağlı değildir.
  • İştirak Nafakası : Her bir eşin ortak çocukların bakım ve giderlerine katılma yükümlülüğü vardır. Boşanma davası sonucunda velayeti verilen taraf asıl olarak çocukla ilgilenen taraf olması nedeni ile velayet verilmeyen tarafın da çocuğun bakım ve giderlerine mali gücüne uygun olarak katılması / iştirak etmesi amacıyla nafakaya hükmedilir.

Erkek Nafaka Alır Mı?

Her ne kadar Türk örf ve adetlerinde kabul görmüş bir durum olmasa da yoksulluk nafakasının belirlenmesindeki husus cinsiyet olmayıp boşanma sonrası yoksulluğa düşen taraf olup olmadığıdır. Bu sebeple boşanma sonrası erkeğin yoksulluğa düşmesi ortaya çıkacak ise erkek kadından nafaka alma hakkına sahiptir.

Boşanma Davasında Mal Paylaşımı

Boşanmanın mali sonuçları konusunun en önemli diğer kısmı da mal paylaşımı hususudur. Kanunumuza göre, 01.01.2002 tarihinden itibaren evliliklerde taraflar arasında edinilmiş mallara katılma rejimi kabul edilmiştir. Boşanma davasının açıldığı tarih artık mal rejiminin tasfiyesi tarihidir. Bu tarihten sonra edinilmiş mallara katılma rejimi son bulacaktır. Edinilmiş mallara katılma rejiminin sonucu olarak boşanma durumunda evlilik birliği içinde edinilmiş mallar yarı yarıya paylaştırılacaktır.

Mal paylaşımı davası, boşanma davası kesinleşmeden sonuçlanmamaktadır. Bu nedenle tarafların mağduriyetlerine neden olmamak amacıyla (boşanma davasının neticelenmesinin uzun sürmesi gibi) boşanma davası ile eş zamanlı ancak ayrı bir dava olarak açılmakta ancak boşanma davası kesinleşmeden mal paylaşımı davası görülmemektedir. Mal Paylaşımı Davasında Görülebilecek alacak türleri şunlardır;

  • Katılma Alacağı : Evlilik birliği içinde, bir tarafın elde ettiği malvarlığı değerlerinin yarısının diğer eşin hakkı olmasını ifade etmektedir.
  • Katkı Payı Alacağı : Evlilik birliği sürerken bir tarafın edindiği mala diğer tarafın katkıda bulunması durumunda talep edebileceği alacaktır. Bu katkı para gibi nakit olabileceği gibi ayni bir katkı da olabilir.
21. Madde'ye Göre Tebligat Talebi Örneği

21. Madde’ye Göre Tebligat Talebi Örneği


21. Madde’ye Göre Tebligat Talebi Örneği aşağıda bulunmaktadır. Öncesinde bu husus ile ilgili açıklayıcı bilgile bulunmaktadır.

21. Maddeye Göre Tebligat

21. Madde’ye göre tebligat, Tebligat Kanunu’na göre sistemdeki mernis adresinden taşınmış ve adresine tebligat gerçekleştirilemeyen kişiye Tebligat Kanunu 21/2. madde uyarınca tebligat yapılmasıdır. Mernis adresi kişinin e-devlet’e kayıtlı adresidir. Bu tebligat, kişi adreste bulunmasa bile apartman girişine ihbar yapıştırılarak ve gönderilen belgenin mahalle muhtarına bırakılarak tebliğ edilmiş sayılmasıdır.

21. Maddeye Göre Tebligat Şartları

Tebligat Kanunu 21. Madde 2. fıkraya göre tebligat yapmak için;
  • Tebliğ yapılacak kişinin (borçlunun) kayıtlı bir mernis adresi olması,
  • Bilinen adreslerine ulaşılamaması,
  • Mernis adresine gönderilen tebligatın taşınma veya tanınmama sebepleri ile bila iade dönmesi gerekmektedir.
Yukarıdaki şartların oluşması halinde aşağıda sunduğumuz talep dilekçesi ile icra müdürlüğü’ne başvurulması gerekmektedir. İcra Müdürlüğü bu başvuru neticesinde 21. maddeye göre tebligat zarfı ile borçluya tebligatı göndermektedir. Gönderilen zarfın 21. maddeye göre tebligat kurallarına uymaması ve normal bir zarf ile gönderilmesi halinde gönderilen tebligat usulsüz tebligat olmuş olmaktadır.

Usulsüz Tebligat

Usulsüz tebligat, bir tarafa yapılan tebligatın Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak yapılmamasıdır. Usulsüz tebligatın müeyyidesi tebligatın geçersizliğidir. Yani icra takibinde gönderilen tebligatın usulsüz olması halinde borçlu süresiz olarak şikayet yolu açık olmak üzre ödeme-icra emrini veya kıymet takdir raporu vb tebligatları icra takibini öğrendiği tarihte tebliğ etmiş sayılacaktır.
Bu halde şikayet yolu ile icra takibini en başına geri getirebilecektir. Koyulan hacizler fek edilecektir.

21. Madde’ye Göre Mernis Adresine Tebligat Talebi Örneği

_________________ İCRA MÜDÜRLÜĞÜ’NE

Dosya No                      : __________ E.

BORCA İTİRAZ EDEN : ____________________(TC NO: _______________)

ADRESİ                        :___________________________________________

ALACAKLI                    :___________________________________________

ADRESİ                        :___________________________________________

KONU                   :Borçlunun adresine gönderilen ve bilâ dönen tebligat sebebiyle borçlunun mernis adresine  TK 21/2. maddeye göre tebligat talebi hk.

AÇIKLAMALAR            :

Esas numarası yukarıda verilen dosyada davalı tarafa ödeme emri/icra emri tebliğe çıkartılmıştır. Ancak tebligat borçlunun adresten taşındığı gerekçesi ile bilâ dönmüş ve borçluya tebligat yapılamamıştır. Borçlunun mernis adresinin sistemden kontrol edilerek bilâ dönen tebligat adresi ile aynı olması halinde borçluya Tebligat Kanunu 21/2. Maddeye göre tebligat çıkarılmasını talep etmekteyiz.

Bila dönen tebligat adresinin borçlunun mernis adresi ile aynı olmaması durumunda öncelikle borçlunun mernis adresine tebligat gönderilmesini talep ederiz.

Talep ve Sonuç : Açıklanan nedenlerle;borçlunun mernis adresinin sistemden araştırılmasına ve tebliğ adresinin bilâ dönen tebligat adresi ile aynı olması halinde borçluya Tebligat Kanunu Madde 21/2 uyarınca tebligat gönderilmesine karar verilmesini saygılarımla talep ederim.

TALEP EDEN ALACAKLI

_____________________

İlamsız İcra Takibine İtiraz Dilekçesi Örneği

İlamsız İcra Takibine İtiraz Dilekçesi Örneği


İlamsız İcra Takibine İtiraz Dilekçesi Örneği aşağıda bulunmaktadır. Söz konusu itiraz dilekçesini ödeme emrinin tarafınıza tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde icra dairesine sunmanız gerekmektedir. İtiraz etmediğiniz takdirde takip kesinleşecek ve alacaklının malvarlığınıza haciz koyma hakkı doğacaktır. İş bu sebeple taraflara gönderilen icra ödeme emirleri dikkate alınmalı ve haksız bir takip olması durumunda 7 gün içerisinde itiraz edilmelidir.

İcra İnkar Tazminatı

İtiraz ederken dikkat edilecek diğer bir husus ise haksız yere yapılan itirazlarda %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedileceğidir. Bu sebeple alacaklı olduğunu iddia eden tarafa ilamsız takipte bahsedilen miktar kadar likit bir borcunuz bulunmakta ise haksız yere yapacağınız itiraz borcunuzu %20 oranında arttıracak ve ek olarak mahkeme masrafları ve yargılama giderleri de tarafınıza yüklenecektir.

Gecikmiş İtiraz

İtirazınızın 7 günlük süresini elinizde olmayan ve hastalık, yangın vb.haklı bir sebep ile geçirmiş iseniz gecikmiş itiraz müessesesi ile itirazını yapabilme hakkınız bulunmaktadır.

Gecikmiş itiraz yoluna engelin kalkmasından itibaren üç gün içinde ve paraya çevirme işlemi bitinceye kadar başvurabilirsiniz.

Süresinde itiraz edememeniz halinde hakkınızı genel yetkili mahkemelerde açılan menfi tespit davası ile ileri sürebilirsiniz

İlamsız İcra Takibine İtiraz Dilekçesi Örneği

_________________ İCRA MÜDÜRLÜĞÜ’NE

Dosya No                      : __________ E.

BORCA İTİRAZ EDEN : ____________________(TC NO: _______________)

ADRESİ                        :___________________________________________

ALACAKLI                    :___________________________________________

ADRESİ                        :___________________________________________

KONU                           : Ödeme emrine, borca, takibe, faiz oranına, faize, işlemiş faize ve takibin tüm ferilerine itirazımız hakkında.

TEBLİĞ TARİHİ           :_________________

AÇIKLAMALAR            :
Esas numarası yukarıda verilen dosyada tarafıma ilamsız takip yolu ile icra takibi yapılmış ve ödeme emri gönderilmiştir. İtirazlarımı Yasal süresi içinde sunmaktayım.

Alacaklı olduğunu iddia eden tarafa herhangi bir borcum bulunmamaktadır. Bu nedenle ödeme emrine, borca, takibe, faiz oranına, faize, işlemiş faize ve takibin tüm ferilerine açıkça itiraz ediyorum.

Takibe konu edilen alacak likit bir alacak değildir. İş bu sebeple söz konusu alacak yargılamayı gerektirmektedir. Ancak alacaklı olduğunu iddia eden taraf haksız bir şekilde ilamsız yola icra takibi başlatmıştır.

Talep ve Sonuç : Açıklanan nedenlerle; ödeme emrine, borca, takibe, faiz oranına, faize, işlemiş faize ve takibin tüm ferilerine itiraz eder, açılan icra takibinin durdurulmasına karar verilmesini saygılarımla talep ederim.

BORCA İTİRAZ EDEN
______________

Ek :Kimlik Fotokopisi

 

Fazla Mesai ve Ücreti Nedir?

Fazla Mesai ve Ücreti Nedir?


İş Kanununda belirlenen yasal çalışma süresi haftalık en fazla 45 saattir. Fazla Mesai (Çalışma) Ücreti Hesaplama sayfamızdan mesai hesaplama işlemlerinizi hızlıca ve kolaylıkla yapabilirsiniz. Aksi kararlaştırılmadıkça bu süre haftanın günlerine eşit bölünmek suretiyle belirlenir. İşçinin çalışması gereken haftalık 45 saati aşan çalışmalar ise fazla çalışma olarak adlandırılır. Fazla çalışma için işçiye ödenmesi gereken ücrete ise fazla mesai ücreti denir ve bu ücret işçinin aldığı ücretin saat başına düşen miktarının yüzde elli fazlasıdır.

İş sözleşmesi kurulurken işçi ile işveren haftalık 45 saatin aşağısında çalışma süresi belirlemiş olabilirler. Bu durumda ise belirlenen haftalık saat süresinin aşıldığı ve 45 saate kadar olan çalışmalara fazla süreli çalışma adı verilmektedir. Diyelim ki, haftalık 42 saat çalışma süresi olarak belirlendi. Bu durumda işçi 43 saat çalışırsa bu 1 saatlik çalışma fazla süreli çalışmadır ve işçiye fazla mesai ücreti ödenecektir. Ancak bu durumda, fazla mesai ücreti normal ücretin saat başına düşen miktarının yüzde 25 fazlasıdır. Yani verilen örnek durumda işçinin 1 saatlik fazla çalışma ücreti %25 arttırılarak ödenecektir.

Fazla mesai süresinin üst sınırı iste Kanunda 270 saat olarak belirlemiştir. 270 saati aşan fazla çalışma yapılmayacaktır. Haftalık 45 saat çalışılsın çalışılmasın günlük en fazla 11 saat çalışma süresini aşan çalışmalar ve geceleri 7,5 saati aşan çalışmalar fazla çalışmadır ve işçi bu çalışmada ücrete hak kazanacaktır.

İşçinin Seçimlik Hakkı

Fazla mesai veya fazla çalışma yapan işçi zamlı ücrete hak kazanacaktır. Ancak kanun koyucu işçiye seçimlik hak tanımış ve eğer isterse işçi alacağı zamlı ücret yerine kendisine fazla çalışma yaptığı her saat için bir saat 30 dakika, fazla süreli çalışmalarda ise her saat için bir saat 15 dakikayı serbest zaman olarak dilerse kullanabilecektir. Bu serbest zamanı işçi, 6 aylık bir süre zarfında çalışma zamanı içinde ve ücreti kesilmeden kullanır.

Fazla Mesaiden Sayılmayan Haller

İş Kanunu uyarınca denkleştirme esasının uygulandığı durumlarda bazı zamanlarda haftalık 45 saati aşsa da yapılan bu çalışmalar fazla mesaiden sayılmayacaktır. Telafi çalışması adı verilen durumlarda fazla mesaiden sayılmaz.

Telafi çalışması yapılabilecek durumlar:

  • Zorunlu sebeplerle işe ara verilmişse,
  • Milli bayram ve genel tatil zamanlarının öncesi veya sonrasında işyeri tatil edilecekse veya sair nedenlerle rutin çalışma sürelerinin önemli ölçüde altında çalışılmış olmalıdır.
  • İşyeri tatil edilmiş yahut işçinin isteği ile kendisine izin verilmiş bu gibi durumlarda işveren, 2 ay süre zarfında çalışılmayan sürelere özgü ‘’telafi çalıştırması’’ yapabilecektir.

Not: Telafi çalışması; tatil günlerinde yapılamaz. Günlük en fazla 3 saat yapılabilir. Günde maksimum çalışma süresi olan 11 saati aşamaz.

Kimler Fazla Çalışma Yapamaz

  • Azami tutar haddi; Yıllık izin verilen yasal fazla çalışma süresinin en fazla 270 saat olabileceğini belirtmiştik. 270 saatten fazla çalışmalar yapılamayacaktır.
  • Yaş sınırı; 18 yaşını doldurmamış çalışanlara fazla mesai yaptırılamaz.
  • Kadınlar için; hamile olan veya yeni doğum yapmış olan veya bebeğini emziren kadınlara fazla mesai yaptırılamaz.
  • Sağlığı imkan vermeyen ve bunu belgeleyen işçilere de fazla çalışma yaptırılamaz.

Fazla Mesainin İspatı

Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bunu ispatlamakla yükümlüdür. Bu durumda karşımıza bordrolar çıkmaktadır. İşçinin imzasına havi bordrolar sahteliği kanıtlanana dek kesin delil niteliğinde olup geçerlidir. Eğer bordrolarda fazla çalışma ücretinin ödendiğine ilişkin ibare var ve işçi bunu imzalamış ise sahteliği kanıtlanana dek işçiye fazla çalışma ücreti ödendiği kabul edilir. Ancak işçinin ihtirazi kayıt koyduğu durumlar saklıdır. Bu hallerde işçi bordroda görünenden fazla çalışma yaptığını her türlü delille ispatlama olanağına sahip olacaktır. Ayrıca işyeri kayıtları, işyerine giriş-çıkışı gösteren belgeler, iç yazışmalar da kanıt olma özelliğine sahiptir. Ancak yazılı delille ispatlanamayan durumlarda fazla çalışma şahit anlatımları ile kanıtlanabilir.

Fazla Mesainin İspatına İlişkin Son Zamanlı Bir Yargıtay Kararı

’Taraflar arasındaki başka bir uyuşmazlık konusu da davacı işçinin fazla mesai yapıp yapmadığı noktasındadır.”
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp ispatlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.

Fazla çalışmanın ispatı konusunda iş yeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları, delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle ispatlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları şahit beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.

İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille söz konusu olabilir. Buna karşın, bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda dahi, işçinin geçerli bir yazılı belge ile bordroda yazılı olandan daha fazla çalışmayı yazılı delille ispatlaması gerekir. Bordrolarda tahakkuk bulunmasına rağmen bordroların imzasız olması halinde ise, varsa ilgili dönem banka ve tüm ödeme kayıtları celp edilmeli ve ödendiği tespit edilen miktarlar yapılan hesaplamadan mahsup edilmelidir.

Fazla çalışmanın yazılı delil ya da tanıkla ispatı

İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez.
Fazla çalışmanın belirlenmesinde 4857 sayılı İş Kanunu’nun 68. maddesi uyarınca ara dinlenme sürelerinin dikkate alınması gerekir.

Aynı ilkeler ulusal bayram ve genel tatil çalışmaları için de geçerlidir. Somut olayda, dosyaya sunulan fazla mesai tahakkuku bulunan 2012 yılı Temmuz – Ağustos ücret bordroları imzasızdır. Mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi raporunda bu aylar dışlanarak fazla çalışma ücret alacağı belirlenmiş ise de yapılan bu hesaplama dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Bu hali ile denetime elverişli olmayan bilirkişi raporuna göre karar verilmesi de isabetli değildir. Mahkemece yapılacak …, davacının tüm çalışma dönemi için tanık beyanları da esas alınarak fazla mesai ücretinin belirlenmesi, imzalı ücret bordroları dışlanarak, imzasız ücret bordrolarında fazla mesai olarak tahakkuk ettirilen miktarların banka kanalı ile ödenip ödenmediğinin araştırılarak ödemenin ıspat edilmesi halinde mahsup edilerek varsa davacıya ait fazla mesai ücret alacağının hesap edilmesidir. Hal böyle iken, ödemenin yapılıp yapılmadığı tespit edilmeden imzasız ücret bordrolarına itibar edilerek, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

Tır şoförünün yurt dışında olduğu sırada bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığının yazılı delil veya tanık beyanları ile ispatı mümkündür. Tanık beyanları ile kanıtlanan bu tür çalışmalarda pasaport ve benzeri yurda giriş çıkış kayıtları üzerinden inceleme yapılmalı ve işçinin yurt dışında olduğu süreye rastlayan bayram ve genel tatil günleri için hesaplamaya gidilmelidir. Ancak dosyaya emniyet giriş çıkış kayıtları getirtilmediğinden hesaplama yapılamamıştır.

Mahkemece tazminata esas ücret tespiti için gerekli işlemlerden sonra, dosya bilirkişiye tevdi edilerek, davacının yurt dışında olduğu dönemlere denk gelen genel tatil günleri için ücret hesaplaması yaptırılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. (Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2016/13084 E. , 2019/12496 K.) ‘’