Boşanma Davasında Özel Boşanma Sebepleri

Boşanma Davasında Özel Boşanma Sebepleri


Çekişmeli boşanma davasında özel boşanma sebepleri ve genel boşanma nedeni mevcuttur. Bu yazımızda özel boşanma nedenlerini ayrıntıları ile birlikte açıklayacağız.

Özel Boşanma Sebepleri

Çekişmeli boşanma davasında boşanma nedenleri olarak genel boşana sebebi ve özel boşanma sebepleri mevcuttur. Bu yazımızda özel boşanma nedenlerini olan;

  1. Zina,
  2. Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış,
  3. Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme,
  4. Terk,
  5. Akıl hastalığı sebeplerini ayrıntıları ile birlikte Yargıtay kararları ışığında açıklayacağız.

Aldatma / Zina Nedeniyle Boşanma Davası

Evliliğin getirdiği yükümlülüklerden biri de eşlerin birbirlerine karşı sadakat bağı ile bağlı olmasıdır. Eşler evlilik birliği içinde birbirlerine sadık olmalıdırlar. Bunun ihlali aldatma / zinaya girmektedir. Bu durumda aldatılan eşin diğer eşe karşı zina nedenine dayanarak boşanma davası açma hakkı vardır. Ancak dava açma hakkı olan eşin bunu öğrenmesinden itibaren 6 ay ve her halükarda zina fiilinin üzerinden 5 yıl geçmesi halinde aldatılan eşin zina nedenine dayanarak boşanma davası açma hakkı ortadan kalkacaktır. Kanunda belirtilen bu süreler hak düşürücü süredir. Yani bu sürelerin geçmesi durumunda zina nedenine dayanılarak açılan boşanma davasını hakim reddetmek zorundadır. Ayrıca aldatılan eş, diğer tarafı affederse bu durumda da dava açma hakkını yitirecektir. Yani zinayı affeden tarafın buna dayanarak boşanma davası açma hakkı olmayacaktır. Affın ne şekilde gerçekleştirileceği ile ilgili özel bir yöntem belirtilmemiştir. Yani af yazılı, sözlü, açık, örtülü olabilir.

Özel boşanma sebepleri içerisindeki Zina nedeninin varlığının ispatlanması ancak buna dayanılarak boşanmaya hükmedilememesi gibi bazı durumlarda genel nedene dayanılarak boşanma davası da açılmışsa bu takdirde hakim boşanmaya hükmedebilir.

Örnek Yargıtay Kararı

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2018/6226 E.  ,  2019/2588 K. 12.03.2019 T.

Tüm dosya kapsamı ve toplanan delilerden; davacı-karşı davalı kadının tanık beyanları ile hatta bir kısım davalı-karşı davacı erkeğin kendi tanık beyanlarından da görüldüğü üzere, davalı-karşı davacı erkeğin başka bir kadınla beraber olduğunu kabul ettiği anlaşılmıştır.

Ayrıca başka bir kadınla farklı zamanlarda el ele dolaşırken, başka bir zamanda otelde, ayrıca muhtelif zamanlarda öpüşürken görüldüğü, kendi tanığına zaman zaman ilişki yaşadığı kadının evinde kaldığını beyan ettiği, otomobilinin dahi gayrı resmi birliktelik yaşadığı kadının otoparkından çıktığı, davacı-karşı davalı kadın tanıklarınca da erkeğin bu kadınla beraber yaşadığının bilindiği, tüm bu anlatılanlarla birlikte davacı-karşı davalı kadın tarafından dosyaya sunulan fotoğraflar, otel rezervasyon kayıtları ile mail yazışmaları da dikkate alındığında davalı-karşı davacı erkeğin zina eylemini gerçekleştirdiğinin sabit olduğu ve böylelikle davacı-karşı davalı kadının zinaya dayalı boşanma davasınıda (TMK m. 161) ispatladığı anlaşılmaktadır.

O halde davacı-karşı davalı kadının zinaya dayalı (TMK m. 161) boşanma davasının kabul edilmesi gerekirken, yetersiz gerekçe ile reddine karar verilmesi usule ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ:Temyiz olunan hükmün yukarıda (2.a), (2.b) ve (2.c) bentlerinde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA,  oybirliğiyle karar verildi.

Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış Nedeniyle Boşanma Davası

Özel boşanma sebepleri içerisindeki bu neden ile boşanma davasında taraflardan birinin diğerine karşı gerçekleştirebileceği üç hareket tipine yer verilmiştir. Bu üç fiilden birini eşine gerçekleştiren tarafa karşı diğer eşin boşanma davası açma hakkı bulunmaktadır.

  1. Hayata Kast : Hayata kast ile anlaşılması gereken aslında bellidir. Eşlerden birinin diğerinin yaşamını sonlandırmak arzusu ve iradesi ile hareket etmesi evlilik kurumu ile bağdaşmaz ve pek tabii bu hareketin sonucunda buna maruz kalan tarafın boşanma hakkı bulunmaktadır. Bu harekete maruz kalan eşin hak düşürücü sürede davasını açması gerekmektedir. Süreler bu fiilin öğrenilmesinden itibaren 6 ay ve her halükarda 5 yıl geçmesi ile dolacaktır. Süreleri geçiren eşin bu nedenle boşanma davası açması durumunda davası reddedilecektir. Bu tür davranışa maruz kalan eşin diğer tarafı affetmesi durumunda dava açma hakkı olmayacaktır.
  2. Pek Kötü Davranış : Pek kötü davranış eşe karşı gerçekleştirilen ve insan olmak ile bağdaşmayan her türlü hareket ile özetlenebilecek olsa da şöyle ifade edilebilir. Eşin acı çekmesine neden olan, fiziki veya ruhsal bütünlüğünü bozan, zarar veren her türlü davranıştır. Evlilik birliği ile bu tür hareketlerin bağdaşmayacağına ve kimsenin kimseye bu tür hareketlerde bulunmaya hakkı olmayacağını düşünen kanun koyucu bu tür muamelelere maruz kalan eşe hak düşürücü süreler içerisinde boşanma davası açma hakkı tanımıştır. Süreler yine 6 ay ve her halükarda 5 yıldır. Bu sürelerin geçirilmesi durumunda eşin bu neden dayanarak boşanma davası açma imkanı kalmayacaktır. Bu tür davranışları affeden tarafın dava açma hakkı olmayacağı belirtilmelidir.
  3. Onur Kırıcı Davranış : Onur kırıcı davranış ile ne anlaşılması gerektiği muğlak gibi dursa da öğreti ve Yargıtay kararları ile neyi ifade ettiğine ilişkin bazı belirlemeler yapılmaktadır. Eşin diğer eş tarafından diğer insanlar içinde azarlanması, aşağılanması, küçük düşürülmesi, hakarete uğraması, küfür edilmesi gibi örnekler verilebilir. Hiç şüphesiz bu tür davranışların hem eşlerin birbirine karşı yapmaması gerektiği hem de bireylerin kişiliğine karşı ağır bir saldırı olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Bu tür bir davranışa maruz kalan eşin de yine dava hakkını kullanabilmesi için 6 ay ve 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açmalıdır. Ayrıca affeden tarafında dava açma hakkı olmayacağı da yine belirtilmelidir.

Emsal Yargıtay Kararı

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/13788 E. , 2018/4030 K. 20.03.2018

Davacı kadın tarafından açılan boşanma davası, münhasıran Türk Medeni Kanunu’nun 162. maddesinde düzenlenen hayata kast ve pek kötü davranış sebebi ile ve Türk Medeni Kanunu’nun 166/son maddesine dayalı olarak açılmıştır. Davacı kadının ayrıca Türk Medeni Kanunu’nun 166/1-2. maddesi uyarınca, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı bir davası bulunmamaktadır. Böyle durumda mahkemece genel boşanma nedenine (TMK m. 166/1-2) dayalı olarak boşanmaya karar verilemez. Zira hakim tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır (HMK m. 26/l).

Ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Yapılan yargılama ve toplanan delilllerden, davalı erkeğin eşine sürekli fiziksel şiddet uyguladığı, en son olayda da davacı kadını bıçak doğrultarakSeni keserim” diye tehdit ettiği ve üzerine yürüyerek yumrukları ile darp ettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, Türk Medeni Kanunu’nun 162. maddesinde düzenlenen koşullar gerçekleşmiştir. O halde, pek kötü davranış sebebiyle boşanmaya karar verilmesi gerekirken, mahkemece TMK 166/2. maddesine göre boşanmaya karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA,  oybirliğiyle karar verildi.

Suç İşleme veya Haysiyetsiz Hayat Sürme Nedeniyle Boşanma Davası

Bu nedene dayanarak boşanma davası açma hakkı elde edilebilmesi için önce  kategorilere ayırarak inceleyelim:

Suç İşleme Nedeni ile boşanma davası açılabilmesi için işlenen suçun küçük düşürücü bir suç olması ve artık evlilik birliğinin devamı-birlikte yaşanılması diğer eşten beklenilmemesi gerekmektedir. Küçük düşürücü suç ile kast edilenin ne olduğuna gelince böyle bir suçun toplum nazarında kişilerin yüzünü kızartması, onları utandırması rencide etmesini anlamak gereklidir. Küçük düşürücü suç olarak nitelenebilmesi için hakimin her somut durumun özelliğine bakarak karar vermesi gerekecektir.

Haysiyetsiz Hayat Sürme nedeni ile boşanma davası açılabilmesi için yine taraflardan birinin haysiyetsiz bir yaşam sürmesi ve diğer eş için artık birlikteliliğin devamının mümkün olmaması gerekmektedir. Haysiyetsiz yaşam sürme ile kast edilen ise, evlilik birliğine yakışmayan kişinin itibarını, kendisine saygısını, şerefini zedeleyen bir yaşam tarzı olarak ifade edilebilir. Böyle bir yaşamı benimseyen biri ile evli kalması kendisinden beklenemeyen kişinin bu sebebe dayanılarak boşanma hakkı olacaktır.

Örnek Yargıtay Kararı

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/20524 E. , 2018/8173 K. 27.06.2018 T.

Dava, Türk Medeni Kanununun 163. maddesinde yer alan suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürmehukuksal sebebine dayalı boşanma istemine ilişkindir. Türk Medeni Kanununun 163. maddesi hükmüne binaen boşanma kararı verebilmek için suç teşkil eden fiilin evlendikten sonra yapılmış olması gerekir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden tarafların davalının işlediği suç tarihinden sonra evlendikleri anlaşılmaktadır. Bu halde Türk Medeni Kanununun 163. maddesine dayalı boşanma kararı verilebilmesi için gerekli olan işlenen suç nedeniyle diğer eş için birlikte yaşamanın beklenemez hale gelmesi koşulu gerçekleşmediğinden davacının davasının reddine karar vermek gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda 1. ve 2. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi.

Terk Nedeniyle Boşanma

Terk nedenine dayanarak boşanma davası açılabilmesi için kanunda bazı şartlar öngörülmüştür. Bu şartlar şunlardır :

  • Eşlerin birlikte yaşadıkları ortak konutun eşlerden biri tarafından terk edilmesi : Eşlerin birlikte evlilik hayatlarını sürdürdükleri ortak konut eşlerden biri tarafından evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla terk edilirse veya eşlerden biri haklı bir sebep yokken ortak konuta dönmüyorsa ortak konutun terkinin ilk şartı sağlanmıştır. Ancak; eşini ortak konutu terk etmeye zorlayan yahut eşini ortak konuta dönmesini engelleyen taraf da terk etmiş sayılır.
  • Terkin en az 6 ay sürmesi ve halen devam etmesi : Terk eden eşin en az 6 aydır ortak konuta dönmemiş olması, onu terk etmesi ve bu eylemini halen devam ettiriyor olması gerekmektedir.
  • Terk eden eşe ihtar çekilmesi : Konutu terk eden eşe karşı diğer taraf usulüne uygun olarak noter veya hakim kanalıyla ihtar çekilmesi gerekmektedir. İhtar ile ilgili olarak ; terk eden eşe karşı çekilecek ihtarda terk eden eşe 2 ay içerisinde ortak konuta dönmesi gerektiği dönmemesi durumunda ise doğacak sonuçlar hakkında uyarılarda bulunulması gerekmektedir. Ayrıca boşanma davası açmak için gereken süre zarfının 4. ayı sonlanmadıkça ihtar talebinde bulunulamayacağı gibi ihtardan sonra 2 aylık sürede beklenmeden dava açılamaz. İhtar gerektiğinde ilan yolu ile de yapılabilir.

Boşanma davasında özel boşanma sebepleri içerisindeki Terk nedenine dayanarak terk edilen eşin boşanma davası açması için hak düşürücü süre öngörülmemiş yalnızca dava açma ve usulüne uygun ihtar çekilebilmesi için gereken sürelere riayet edilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde mahkeme ihtarın usulsüzlüğü nedeniyle terk nedeni ile boşanma davasını reddedecektir.

Yargıtay Kararı

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2017/6538 E. , 2019/3363 K.25.03.2019

Davacı erkek tarafından terk hukuki sebebine dayalı ( TMK m. 164) boşanma davası açılmış, ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davanın kabulü ile tarafların Türk Medeni Kanunu’nun 164. maddesi uyarınca boşanmalarına karar verilmiş, verilen karar davalı kadın tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince “Terk ihtarından önce 26.01.2015 tarihinde davalı kadın tarafından tedbir nafakası davasının açıldığı, kadının bu talebinin haklı görülerek davalı ve müşterek çocuk yararına tedbir nafakasına hükmedildiği, kararın 17.12.2015 tarihinde kesinleştiği bu sebeple kadının tedbir nafakası davasında ayrı yaşamakta haklılığının kanıtlanması nedeniyle terk ihtarının hukuki sonuç doğurmayacağı, terk ihtarının geçersiz olduğu” gerekçesiyle davalının istinaf başvurusu kabul edilerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacının terk hukuki sebebine dayalı boşanma davasının reddine karar verilmiş, verilen iş bu karar davacı erkek tarafından temyiz edilmiştir.

TMK M.164, taraflardan birinin evlilikten kaynaklı sorumluluklarından kurtulmak amacıyla diğerini terk ettği veya haklı bir nedensiz evlilikkonutuna gelmediği ve dönmediği halde, ayrılık en az altı ay sürmüş ise ve bu durum devam ediyorsa, talebe binaen hakim tarafından çekilen ihtarın da sonuçsuz kalması durumunda terk edilen eşin, boşanma davası açabileceğini hükme bağlamıştır. Davacı koca 23 Temmuz 2015 tarihinde ihtar isteğinde bulunmuş, isteğe binaen verilen karar davalı kadına 24.07.2015 tarihinde tebliğ olmuş, aradan yasanın aradığı iki aylık süre geçtikten sonra 14.12.2015 tarihinde boşanma davası açılmıştır.

Davalı ihtar istek tarihinden önceki dört aylık fiili ayrılık döneminden evvel 26.01.2015 tarihinde nafaka isteğinde (TMK m. 197) bulunmuş ve bu istek haklı kabul edilerek 26.02.2015 tarihinde nafakaya hükmedilmiştir. Ve karar da 17.12.2015 tarihinde kesinleşmiştir. Nafaka davası dört aylık fiili ayrılık döneminde açılmamıştır. Açılan nafaka davası sonucunda kabul edilen nafakayla alakalı kararın fiili ayrılık döneminde kesinleşmiş olmasının terke dayalı davaya etkisi yoktur. Nafaka hükmü lehine nafakaya hükmedilenin, dava tarihi itibariyle ayrı yaşamakta haklı olduğunu gösterir. Tersinin kabulunde, nafaka davası açan ve nafakaya hükmedilen eş hakkında artık terke dayalı boşanma davası açılamaz sonucunu doğurur. Yasanın düşündüğü amaç bu değildir. (H.G.K ‘nun 18.11.1998 gün ve 824/2-820 sayılı, 2.H.D’nin 27.09.2005 tarihli 11274-12936 sayılı kararı).

Toplanan delillerle de taraflar arasındaki ayrılığın altı aydan fazla sürdüğü anlaşılmaktadır. Bu halde ihtar kanuni şekillere uygundur. Terk sebebine dayalı davanın reddedilebilmesi için terkte haklılığın değil, eve dönmemekte haklılığın kanıtlanması gerekmektedir. O halde toplanan delillerle, ihtarın samimi olup olmadığı, davalının ihtara uymamakta haklı olup olmadığı değerlendirilerek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ Yukarıda gösterilen sebeple kararının BOZULMASINA,oybirliğiyle karar verildi.

Akıl Hastalığı Nedeni ile Boşanma Davası

Boşanma davasında özel boşanma sebepleri içerisindeki Akıl hastalığı nedenine dayanarak eşlerden birinin boşanma davası açabilmesi için akıl hastalığının evlilik birliği içinde meydana gelmesi gereklidir. Ayrıca bu akıl hastalığının iyileşme olanağı bulunmamalıdır. Akıl hastalığının iyileşme olanağının bulunmadığı resmi sağlık kurulu tarafından alınan raporla tespit edilmelidir. Ayrıca bu akıl hastalığının diğer eş için ortak hayatı çekilmez kılması gerekmektedir. Akıl hastalığı nedeniyle diğer eş için evlilik birliğinin devamı katlanılamaz hale gelirse bu durumda akıl hastalığı nedeni ile diğer eşin boşanma davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu nedene dayanarak boşanma davası açma hakkı herhangi bir hak düşürücü süreye tabi değildir.

Yargıtay Kararı

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2014/6403 E. , 2014/24855 K. 05.12.2014 T.

Davalı koca Türk Medeni Kanununun 405. maddesi gereğince kısıtlanmış ve kendisine vasi tayin edilmiştir. Davalı akıl hastasıdır. Akıl hastalığına dayalı bir boşanma davası da bulunmamaktadır. Davacı kadın TMK 166/1 maddesinde düzenlenen evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı olarak boşanma davası açmıştır. Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi uyarınca boşanmaya karar verebilmek için, davalının az da olsa kusurunun varlığının kanıtlanması gerekir. Belirtildiği üzere, davalı koca akıl hastası olduğundan kendisine yüklenilebilecek bir kusur yoktur. O halde, davacı kadının şiddetli geçimsizlik sebebine dayalı davasının reddi gerekirken; yazılı biçimde karar verilmesi yasaya ve usule aykırı olup; bozmayı gerektirmiş olsa da, boşanma hükmü temyiz edilmediğinden bu husus bozma nedeni yapılmamış yanlışlığa işaret etmekle yetinilmiştir.

Her ne kadar boşanma davasını taraflar kendisi de açabilmekte ise de, hak kayıplarını önlemek ve yargılamanın gereksiz yere uzamasını önlemek adına Boşanma Avukatı ile davaların takibinin sağlanması her iki taraf için de faydalı sonuç doğurmaktadır.

Boşanma Davası Nasıl Açılır?

Boşanma Davası Nasıl Açılır?


Boşanma davası nasıl açılır? sorusunun cevabını vermeden önce hangi türde dava açılacağının belirlenmesi gerekir. Bu belirlemeden sonra gerektiğinde hangi hukuksal nedene dayanıldığı boşanma dava dilekçesi içeriğinde belirtilmelidir. Ardından yetkili mahkemeye davacı taraf iki suret dava dilekçesi ve delil ekleri ile başvurarak davasını açabilmektedir.

Boşanma Davası

Türk Hukuku’nda yasal olarak evli çiftlerin artık evliliklerini devam ettiremedikleri takdirde başvurabilecekleri kurum olarak boşanma bulunmaktadır. Boşanmak isteyen çiftler mahkemeye başvurarak şartlarını taşıdıkları takdirde anlaşmalı boşanma davası açma veya taleplerinin birbirleri ile örtüşmedikleri durumlarda çekişmeli boşanma davası açmak için imkanları vardır. Boşanma davasının diğer hukuk davalarından farklı usullerle yürütülmekle birlikte bazı farklılıkları bulunmaktadır.

Boşanma Davasında Yetkili ve Görevli Mahkeme

Boşanma davalarında Görevli Mahkeme Aile Mahkemeleridir. Aile Mahkemelerinin olmadığı yerlerde boşanma davaları, Asliye Hukuk Mahkemeleri’nde (Aile Mahkemesi sıfatıyla) görülmektedir.

Boşanma davasında Yetkili Mahkeme Türk Medeni Kanunu’na göre;

  • Tarafların davadan önce son 6 ay birlikte oturdukları yer mahkemesi veya ,
  • Taraflardan birinin yerleşim yeri mahkemesidir.

Boşanmak isteyen tarafların davayı açabilecekleri yer mahkemesi hususunda seçimlik hakları bulunmaktadır.

Boşanma Davasında Yargılama Usulleri

Boşanma davasında yargılama usulü açısından Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’na ek olarak şu hususlara da dikkat edilmektedir;

  • Vicdani kanaat : Boşanma davasında hakim dayanılan olguların varlığına vicdanen kanaat getirmelidir. Hakim vicdanen kani olmadıkça bunlar ispatlanmış sayılamaz.
  • Yemin yasağı : Hakim boşanma davasında dayanılan olgulara ilişkin tarafların talebi veya kendiliğinden yemin teklifinde bulunamaz.
  • İkrar : Tarafların ikrarda bulunmaları hakimi bağlamaz.
  • Onay : Boşanma davasının fer’i sonuçlarına ilişkin anlaşılması halinde bu anlaşmalar hakim tarafından onaylanmadıkça geçerli değildir.
  • Gizlilik : Taraflardan birinin talebi ile hakim duruşmaların gizli yapılmasına karar verebilir.
  • Serbestlik : Hakim sunulan kanıtları serbestçe takdir eder.

Boşanma Davası Türleri

Boşanma davası yukarıda da bahsedildiği üzere anlaşmalı ve çekişmeli olmak üzere iki türlüdür.

ANLAŞMALI BOŞANMA

Çekişmeli boşanmanın uzun sürmesine rağmen anlaşmalı boşanmanın kısa sürede sonlanması, tarafların ikisinin de evlilik birliğini sonlandırmak istemeleri ve taleplerinin birbirleri ile uyuşmaları vesair sebeplerle anlaşmalı boşanma yaygın olarak Hukukumuzda yer edinmektedir. Boşanmak isteyen çiftlerin birbirleri ile uyumlu talepleri ve gerekli yasal şartların sağlanması durumunda çiftlerin anlaşmalı boşanmaları mümkündür.

Anlaşmalı Boşanma Şartları

Anlaşmalı boşanma davası şartları şunlardır;

  1. Evlliliğin en az 1 yıl sürmesi : Boşanmak isteyen çiftlerin anlaşmalı boşanma yolu ile boşanabilmeleri için evliliklerinin en az 1 yıl sürmeleri gerekmektedir. Bu bir yıllık süre sadece resmi nikahlı geçen evlilik süresini kapsamakta birlikte yaşama, nişanlılık gibi durumları kapsamamaktadır.
  2. Boşanmak amacıyla tarafların mahkemeye birlikte başvurması veya bir eşin diğerinin açtığı davayı kabul etmesi : Diğer bir şart olarak kanun boşanmayı talep eden eşlerin mahkemeye birlikte başvurmalarını bir yol olarak öngörmüştür. Taraflar ortak dilekçe verebilerek birlikte boşanma iradelerini gösterebildikleri gibi taraflardan birinin açtığı boşanma davasını diğer eşin kabul etmesi (bütün talepleri) ile de anlaşmalı boşanma gerçekleşebilir. Yahut çekişmeli olarak süren bir boşanma davasında taraflar bunu anlaşmalı boşanma davasına çevirebilirler.
  3. Boşanmayı talep eden eşlerin hakim huzurunda bunu gerçekleştirmeleri : Boşanmak isteyen tarafların ikisini de hakimin dinleyerek rızaları ile boşanmak istediklerine kanaat getirmesi gerekmektedir. Yani taraflardan birinin iradesinin sakatlanmadığına hakimin kanaat getirmesinin ardından boşanma gerçekleşebilecektir. Bunun yolu da hakimin tarafları huzurunda dinlemesi ile gerçekleşecektir.
  4. Hakimin boşanmayı uygun bulması : Hakimin boşanmayı uygun bulması evliliğin mali sonuçları ve çocukların durumunun düzenlenmesini uygun bulmayı içermektedir. Evlilik yalnızca tarafların medeni durumlarını değiştirmekle kalmaz ayrıca evliliğin sonlanmasının oluşturacağı bazı maddi sonuçlar da ortaya çıkar. Bunlar maddi manevi tazminat istenip istenmemesi, iştirak ve yoksulluk nafakası gibi durumlar olacaktır. Ayrıca tarafların çocuğunun bulunması durumunda çocuğun durumunun da belirlenmesi gerekecektir. Çocuğun velayetinin kimde kalacağı, velayeti alamayan tarafın çocukla şahsi münasebetinin ayarlanması gibi düzenlemeleri içermektedir. Anlaşmalı boşanmada bu hususların da düzenlenerek hakimin onayına sunulması ve diğer şartlara ek olarak hakimin bunu uygun bulması da gerekmektedir. Hakimin gerekli gördüğü takdirde bunlar üzerinde değişiklik yapma hakkı da bulunmaktadır. Hakimin yapmış olduğu bu değişiklik taraflarca da onaylanırsa anlaşmalı boşanma gerçekleşebilecektir.

ÇEKİŞMELİ BOŞANMA

Boşanmak isteyen tarafların gerekli yasal şartları sağlayamaması ( evliliğin 1 yıldan kısa sürmüş olması gibi) veya boşanmanın sonuçları konusunda taleplerin birbirleri ile uyuşmaması gibi sebeplerle anlaşmalı boşanamamaları durumunda çekişmeli boşanma imkanları da mevcuttur. Çekişmeli boşanma davasında boşanma nedenleri olarak genel boşanma sebebi ( evlilik birliğinin sarsılması) ve özel boşanma sebepleri mevcuttur.

Belirtmek gerekir ki; özel boşanma nedenlerinden birine dayanılarak açılmış bir boşanma davasında nedenin varlığı kanıtlanırsa hakim boşanmaya hükmetmek zorundadır. Boşanma davası açılırken hem özel boşanma sebepleri hem de genel boşanma nedenine dayanılarak dava açılabilir. Özel boşanma sebeplerinin varlığı ispatlanamadığı takdirde genel boşanma nedenine dayanarak boşanmaya hükmedilebilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/10328 E. , 2018/2053 K. 15.02.2018 T.
Dava; hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, (TMK m.162), suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme (TMK m. 163) belirtilen özel boşanma sebepleri ile bu kabul edilmediği takdirde evlilik birliğinin sarsılması (TMK m.166/1) sebebiyle boşanma talebine ilişkindir.

Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme fiilleri özel boşanma sebebi yanında genel boşanma(TMK m. 166/1) sebebi de oluşturur. Bu durum karşısında kalan eş isterse bu özel sebeplerin yanında genel sebebe, isterse birine veya birkaçına birlikte dayanarak boşanma talep edebilir.

Davacı taraf öncelik ile özel boşanma sebeplerine dayanarak boşanma davası açmış olduğu için, ilk olarak özel boşanma sebeplerinin bulunup bulunmadığı belirlenecek ve var ise, buna dayanılarak özel boşanma sebeplerinin gerçekleşmediği durumda, deliller TMK m. 166/1-2 genel boşanma sebebi çerçevesinde değerlendirilerek bunun sonucuna göre karar verilecektir. Dosyada toplanan delil ve kanıtlar ilk olarak özel boşanma sebepleri çerçevesinde değerlendirilip, sonucunca karar verilmesi gerekir iken, bu husus gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır ve bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, … oybirliği ile karar verildi.

GENEL BOŞANMA SEBEPLERİ

Özel boşanma sebepleri bulunmayan veya uygulanamayacak durumda olan durumlarda taraflar genel boşanma nedenine dayanarak boşanma davası açabilirler. Ancak böyle bir durumda boşanma nedeni olarak tarafların; ‘’evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede sarsılması’’ gerekmektedir.

Genel boşanma nedenine dayanarak açılan boşanma davasında davayı açan tarafın karşı tarafın kusurunu ispat ederek hakimin boşanma yönünde kanaatini oluşturması gerekmektedir. Yani böyle bir durumda taraflar birbirlerinin kusurları iddia ve ispat ederek hem evlilik birliğinin sarsılmış olduğunu hem de karşı tarafın kusurunu ispat etmelidir. Kusur durumu ise şunda belirleyici olmaktadır: Davayı açan davacı taraf karşı tarafın kendisinden daha kusurlu olduğunu ispat ederse karşı taraf boşanmak istemese de hakim boşanmaya hükmedebilecektir. Ancak davacı karşı tarafın daha kusurlu olduğunu ispat edemezse kendisinin daha kusurlu olduğu karşı tarafça ispatlanırsa ve eğer karşı taraf boşanmak istemiyorsa davası reddedilebilecektir. Yani tarafların boşanmalarına hükmedilmez. Ancak bunun da istisnası şudur ki; evlilik birliğinin devamında davalı taraf ve çocuklar için korunmaya değer bir yarar kalmaması durumunda yapılan bu itiraz hakkın kötüye kullanılması olarak görülür ve kabul görmez. Tarafların boşanmalarına hükmedilebilir.

Evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenilmeyecek derecede sarsılması şeklinde olan genel boşanma nedenine dayanak oluşturan vakıalar iddia edilip ispatlanır ve Mahkemece bunların evlilik birliğini sarsıp sarsmadığı takdir edilir. Taraflar evlilik birliğinin sarsıldığına ilişkin vakıalarını, davaya ilişkin ispat vasıtalarını (nasıl ispat edecekleri), delillerini, taleplerini açıkça belirtmelidir. Mahkemece vakıaların evlilik birliğini sarstığına ve artık ortak hayatın sürdürülemeyeceğine kanaat getirilirse boşanmaya hükmedilecektir.

Evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olmasının kanunda sayıldığı bir hal olarak ise şu gösterilebilir. Boşanma nedenlerinden birine dayanarak açılan boşanma davasının reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleşmesinin üstünden 3 yıl geçmesine rağmen ortak hayatın ne sebeple olursa olsun yeniden kurulamaması durumunda evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu durumda eşlerden birinin talebiyle boşanmaya hükmedilebilecektir.

Boşanmanın Mali Sonuçları

Boşanmanın Mali Sonuçları


Boşanma davası her ne kadar kişilerin medeni halini değiştirme amacı taşısa da evlilik birliği aynı zamanda bir mal birliğidir. Evliliğin bitmesi halinde taraflar belli şartlarda bir takım mali yükümlülüklerle karşılaşacaktır. Bu durum boşanmanın mali sonuçları konusunu oluşturmaktadır.

Tazminat Talepleri

 Maddi Tazminat

Boşanma davasında maddi tazminat talep edilebilmesi için, maddi tazminat talebinde bulunan eşin kusursuz veya diğer tarafa nazaran daha az kusurlu olması gerekmektedir. Ayrıca maddi tazminat talebinde bulunan eşin boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenmiş olmalıdır. Bu nedenlerin birlikte bulunması halinde eşin maddi tazminat talebinde bulunma hakkı mevcuttur. Tazminat zararın giderilmesini amaçlayan bir kurumdur, bu nedenle maddi tazminatın belirlenmesi kriterinde ise, yaşanılan mağduriyet, ödeyecek tarafın maddi imkanları, ödeme kabiliyeti gibi etkenler rol oynamaktadır.

Manevi Tazminat

Boşanmaya neden olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan taraf ise, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat talep edebilecektir. Manevi tazminatta önemli olan husus ise, yaşanılan maddi olmayan mağduriyetin – kişilik haklarının zedelenmesi – hiç olmazsa bir nebze giderilerek tarafın zararının tazmin edilmeye çalışılmasıdır.

Nafaka Talepleri

Boşanma davasının açılması ile birlikte boşanmanın mali yönleri bakımından en çok tartışılan husus nafakadır. Nafaka geçimini sağlayamayacak olan eşe yardım hayatını idame ettirmesini sağlama yönünde destek olan hukuki bir müessesedir. Boşanma davasının kesinleşmesi ile yoksulluk ve iştirak nafakalarına boşanma davası henüz devam ederken ise tedbir nafakasına hükmedilebilir. Nafaka türlerini açıklayalım;

  • Tedbir Nafakası : Boşanma davalarının uzun sürmesi, bu süre zarfında hayatını idame ettirmekte zorlanacak eşin boşanma davasının kesinleşene kadar geçimine katkı sağlama zorunluluğu getirmektedir. Bu sebeple henüz boşanma davası sürerken mahkemece henüz reşit olmayan 18 yaş ve altındaki çocuklar veya talep eden eş için mahkemece uygun bulunması durumunda tedbir nafakasına hükmedilecektir. Tedbir nafakasının amacı bahsettiğimiz gibi ihtiyaç duyan eşin yaşamını idame ettirmesini sağlamaktır. Maddi durumu yerinde olan, nafakaya ihtiyaç duymayan eş için tedbir nafakasına hükmedilemez. Ancak çocuklar için tedbir nafakası talep edilebilir. Tedbir nafakası boşanma davasını kesinleşmesine kadar devam eder. Boşanma davasının kesinleşmesi ile tedbir nafakası sona erer.
  • Yoksulluk Nafakası : Boşanma davası sonucunda boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafın kusurunun karşı taraftan daha az olması şartı ile nafaka talep hakkı vardır. Ancak burada nafakaya hükmedilirken karşı tarafın mali gücü belirleyici olmaktadır. Nafakaya hükmedilirken nafaka ödemekle yükümlü tutulan kişinin kusuru aranmaz. Ayrıca hükmedilen yoksulluk nafakası herhangi bir süreye bağlı değildir.
  • İştirak Nafakası : Her bir eşin ortak çocukların bakım ve giderlerine katılma yükümlülüğü vardır. Boşanma davası sonucunda velayeti verilen taraf asıl olarak çocukla ilgilenen taraf olması nedeni ile velayet verilmeyen tarafın da çocuğun bakım ve giderlerine mali gücüne uygun olarak katılması / iştirak etmesi amacıyla nafakaya hükmedilir.

Erkek Nafaka Alır Mı?

Her ne kadar Türk örf ve adetlerinde kabul görmüş bir durum olmasa da yoksulluk nafakasının belirlenmesindeki husus cinsiyet olmayıp boşanma sonrası yoksulluğa düşen taraf olup olmadığıdır. Bu sebeple boşanma sonrası erkeğin yoksulluğa düşmesi ortaya çıkacak ise erkek kadından nafaka alma hakkına sahiptir.

Boşanma Davasında Mal Paylaşımı

Boşanmanın mali sonuçları konusunun en önemli diğer kısmı da mal paylaşımı hususudur. Kanunumuza göre, 01.01.2002 tarihinden itibaren evliliklerde taraflar arasında edinilmiş mallara katılma rejimi kabul edilmiştir. Boşanma davasının açıldığı tarih artık mal rejiminin tasfiyesi tarihidir. Bu tarihten sonra edinilmiş mallara katılma rejimi son bulacaktır. Edinilmiş mallara katılma rejiminin sonucu olarak boşanma durumunda evlilik birliği içinde edinilmiş mallar yarı yarıya paylaştırılacaktır.

Mal paylaşımı davası, boşanma davası kesinleşmeden sonuçlanmamaktadır. Bu nedenle tarafların mağduriyetlerine neden olmamak amacıyla (boşanma davasının neticelenmesinin uzun sürmesi gibi) boşanma davası ile eş zamanlı ancak ayrı bir dava olarak açılmakta ancak boşanma davası kesinleşmeden mal paylaşımı davası görülmemektedir. Mal Paylaşımı Davasında Görülebilecek alacak türleri şunlardır;

  • Katılma Alacağı : Evlilik birliği içinde, bir tarafın elde ettiği malvarlığı değerlerinin yarısının diğer eşin hakkı olmasını ifade etmektedir.
  • Katkı Payı Alacağı : Evlilik birliği sürerken bir tarafın edindiği mala diğer tarafın katkıda bulunması durumunda talep edebileceği alacaktır. Bu katkı para gibi nakit olabileceği gibi ayni bir katkı da olabilir.
21. Madde'ye Göre Tebligat Talebi Örneği

21. Madde’ye Göre Tebligat Talebi Örneği


21. Madde’ye Göre Tebligat Talebi Örneği aşağıda bulunmaktadır. Öncesinde bu husus ile ilgili açıklayıcı bilgile bulunmaktadır.

21. Maddeye Göre Tebligat

21. Madde’ye göre tebligat, Tebligat Kanunu’na göre sistemdeki mernis adresinden taşınmış ve adresine tebligat gerçekleştirilemeyen kişiye Tebligat Kanunu 21/2. madde uyarınca tebligat yapılmasıdır. Mernis adresi kişinin e-devlet’e kayıtlı adresidir. Bu tebligat, kişi adreste bulunmasa bile apartman girişine ihbar yapıştırılarak ve gönderilen belgenin mahalle muhtarına bırakılarak tebliğ edilmiş sayılmasıdır.

21. Maddeye Göre Tebligat Şartları

Tebligat Kanunu 21. Madde 2. fıkraya göre tebligat yapmak için;
  • Tebliğ yapılacak kişinin (borçlunun) kayıtlı bir mernis adresi olması,
  • Bilinen adreslerine ulaşılamaması,
  • Mernis adresine gönderilen tebligatın taşınma veya tanınmama sebepleri ile bila iade dönmesi gerekmektedir.
Yukarıdaki şartların oluşması halinde aşağıda sunduğumuz talep dilekçesi ile icra müdürlüğü’ne başvurulması gerekmektedir. İcra Müdürlüğü bu başvuru neticesinde 21. maddeye göre tebligat zarfı ile borçluya tebligatı göndermektedir. Gönderilen zarfın 21. maddeye göre tebligat kurallarına uymaması ve normal bir zarf ile gönderilmesi halinde gönderilen tebligat usulsüz tebligat olmuş olmaktadır.

Usulsüz Tebligat

Usulsüz tebligat, bir tarafa yapılan tebligatın Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak yapılmamasıdır. Usulsüz tebligatın müeyyidesi tebligatın geçersizliğidir. Yani icra takibinde gönderilen tebligatın usulsüz olması halinde borçlu süresiz olarak şikayet yolu açık olmak üzre ödeme-icra emrini veya kıymet takdir raporu vb tebligatları icra takibini öğrendiği tarihte tebliğ etmiş sayılacaktır.
Bu halde şikayet yolu ile icra takibini en başına geri getirebilecektir. Koyulan hacizler fek edilecektir.

21. Madde’ye Göre Mernis Adresine Tebligat Talebi Örneği

_________________ İCRA MÜDÜRLÜĞÜ’NE

Dosya No                      : __________ E.

BORCA İTİRAZ EDEN : ____________________(TC NO: _______________)

ADRESİ                        :___________________________________________

ALACAKLI                    :___________________________________________

ADRESİ                        :___________________________________________

KONU                   :Borçlunun adresine gönderilen ve bilâ dönen tebligat sebebiyle borçlunun mernis adresine  TK 21/2. maddeye göre tebligat talebi hk.

AÇIKLAMALAR            :

Esas numarası yukarıda verilen dosyada davalı tarafa ödeme emri/icra emri tebliğe çıkartılmıştır. Ancak tebligat borçlunun adresten taşındığı gerekçesi ile bilâ dönmüş ve borçluya tebligat yapılamamıştır. Borçlunun mernis adresinin sistemden kontrol edilerek bilâ dönen tebligat adresi ile aynı olması halinde borçluya Tebligat Kanunu 21/2. Maddeye göre tebligat çıkarılmasını talep etmekteyiz.

Bila dönen tebligat adresinin borçlunun mernis adresi ile aynı olmaması durumunda öncelikle borçlunun mernis adresine tebligat gönderilmesini talep ederiz.

Talep ve Sonuç : Açıklanan nedenlerle;borçlunun mernis adresinin sistemden araştırılmasına ve tebliğ adresinin bilâ dönen tebligat adresi ile aynı olması halinde borçluya Tebligat Kanunu Madde 21/2 uyarınca tebligat gönderilmesine karar verilmesini saygılarımla talep ederim.

TALEP EDEN ALACAKLI

_____________________

İlamsız İcra Takibine İtiraz Dilekçesi Örneği

İlamsız İcra Takibine İtiraz Dilekçesi Örneği


İlamsız İcra Takibine İtiraz Dilekçesi Örneği aşağıda bulunmaktadır. Söz konusu itiraz dilekçesini ödeme emrinin tarafınıza tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde icra dairesine sunmanız gerekmektedir. İtiraz etmediğiniz takdirde takip kesinleşecek ve alacaklının malvarlığınıza haciz koyma hakkı doğacaktır. İş bu sebeple taraflara gönderilen icra ödeme emirleri dikkate alınmalı ve haksız bir takip olması durumunda 7 gün içerisinde itiraz edilmelidir.

İcra İnkar Tazminatı

İtiraz ederken dikkat edilecek diğer bir husus ise haksız yere yapılan itirazlarda %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedileceğidir. Bu sebeple alacaklı olduğunu iddia eden tarafa ilamsız takipte bahsedilen miktar kadar likit bir borcunuz bulunmakta ise haksız yere yapacağınız itiraz borcunuzu %20 oranında arttıracak ve ek olarak mahkeme masrafları ve yargılama giderleri de tarafınıza yüklenecektir.

Gecikmiş İtiraz

İtirazınızın 7 günlük süresini elinizde olmayan ve hastalık, yangın vb.haklı bir sebep ile geçirmiş iseniz gecikmiş itiraz müessesesi ile itirazını yapabilme hakkınız bulunmaktadır.

Gecikmiş itiraz yoluna engelin kalkmasından itibaren üç gün içinde ve paraya çevirme işlemi bitinceye kadar başvurabilirsiniz.

Süresinde itiraz edememeniz halinde hakkınızı genel yetkili mahkemelerde açılan menfi tespit davası ile ileri sürebilirsiniz

İlamsız İcra Takibine İtiraz Dilekçesi Örneği

_________________ İCRA MÜDÜRLÜĞÜ’NE

Dosya No                      : __________ E.

BORCA İTİRAZ EDEN : ____________________(TC NO: _______________)

ADRESİ                        :___________________________________________

ALACAKLI                    :___________________________________________

ADRESİ                        :___________________________________________

KONU                           : Ödeme emrine, borca, takibe, faiz oranına, faize, işlemiş faize ve takibin tüm ferilerine itirazımız hakkında.

TEBLİĞ TARİHİ           :_________________

AÇIKLAMALAR            :
Esas numarası yukarıda verilen dosyada tarafıma ilamsız takip yolu ile icra takibi yapılmış ve ödeme emri gönderilmiştir. İtirazlarımı Yasal süresi içinde sunmaktayım.

Alacaklı olduğunu iddia eden tarafa herhangi bir borcum bulunmamaktadır. Bu nedenle ödeme emrine, borca, takibe, faiz oranına, faize, işlemiş faize ve takibin tüm ferilerine açıkça itiraz ediyorum.

Takibe konu edilen alacak likit bir alacak değildir. İş bu sebeple söz konusu alacak yargılamayı gerektirmektedir. Ancak alacaklı olduğunu iddia eden taraf haksız bir şekilde ilamsız yola icra takibi başlatmıştır.

Talep ve Sonuç : Açıklanan nedenlerle; ödeme emrine, borca, takibe, faiz oranına, faize, işlemiş faize ve takibin tüm ferilerine itiraz eder, açılan icra takibinin durdurulmasına karar verilmesini saygılarımla talep ederim.

BORCA İTİRAZ EDEN
______________

Ek :Kimlik Fotokopisi

 

Fazla Mesai ve Ücreti Nedir?

Fazla Mesai ve Ücreti Nedir?


İş Kanununda belirlenen yasal çalışma süresi haftalık en fazla 45 saattir. Fazla Mesai (Çalışma) Ücreti Hesaplama sayfamızdan mesai hesaplama işlemlerinizi hızlıca ve kolaylıkla yapabilirsiniz. Aksi kararlaştırılmadıkça bu süre haftanın günlerine eşit bölünmek suretiyle belirlenir. İşçinin çalışması gereken haftalık 45 saati aşan çalışmalar ise fazla çalışma olarak adlandırılır. Fazla çalışma için işçiye ödenmesi gereken ücrete ise fazla mesai ücreti denir ve bu ücret işçinin aldığı ücretin saat başına düşen miktarının yüzde elli fazlasıdır.

İş sözleşmesi kurulurken işçi ile işveren haftalık 45 saatin aşağısında çalışma süresi belirlemiş olabilirler. Bu durumda ise belirlenen haftalık saat süresinin aşıldığı ve 45 saate kadar olan çalışmalara fazla süreli çalışma adı verilmektedir. Diyelim ki, haftalık 42 saat çalışma süresi olarak belirlendi. Bu durumda işçi 43 saat çalışırsa bu 1 saatlik çalışma fazla süreli çalışmadır ve işçiye fazla mesai ücreti ödenecektir. Ancak bu durumda, fazla mesai ücreti normal ücretin saat başına düşen miktarının yüzde 25 fazlasıdır. Yani verilen örnek durumda işçinin 1 saatlik fazla çalışma ücreti %25 arttırılarak ödenecektir.

Fazla mesai süresinin üst sınırı iste Kanunda 270 saat olarak belirlemiştir. 270 saati aşan fazla çalışma yapılmayacaktır. Haftalık 45 saat çalışılsın çalışılmasın günlük en fazla 11 saat çalışma süresini aşan çalışmalar ve geceleri 7,5 saati aşan çalışmalar fazla çalışmadır ve işçi bu çalışmada ücrete hak kazanacaktır.

İşçinin Seçimlik Hakkı

Fazla mesai veya fazla çalışma yapan işçi zamlı ücrete hak kazanacaktır. Ancak kanun koyucu işçiye seçimlik hak tanımış ve eğer isterse işçi alacağı zamlı ücret yerine kendisine fazla çalışma yaptığı her saat için bir saat 30 dakika, fazla süreli çalışmalarda ise her saat için bir saat 15 dakikayı serbest zaman olarak dilerse kullanabilecektir. Bu serbest zamanı işçi, 6 aylık bir süre zarfında çalışma zamanı içinde ve ücreti kesilmeden kullanır.

Fazla Mesaiden Sayılmayan Haller

İş Kanunu uyarınca denkleştirme esasının uygulandığı durumlarda bazı zamanlarda haftalık 45 saati aşsa da yapılan bu çalışmalar fazla mesaiden sayılmayacaktır. Telafi çalışması adı verilen durumlarda fazla mesaiden sayılmaz.

Telafi çalışması yapılabilecek durumlar:

  • Zorunlu sebeplerle işe ara verilmişse,
  • Milli bayram ve genel tatil zamanlarının öncesi veya sonrasında işyeri tatil edilecekse veya sair nedenlerle rutin çalışma sürelerinin önemli ölçüde altında çalışılmış olmalıdır.
  • İşyeri tatil edilmiş yahut işçinin isteği ile kendisine izin verilmiş bu gibi durumlarda işveren, 2 ay süre zarfında çalışılmayan sürelere özgü ‘’telafi çalıştırması’’ yapabilecektir.

Not: Telafi çalışması; tatil günlerinde yapılamaz. Günlük en fazla 3 saat yapılabilir. Günde maksimum çalışma süresi olan 11 saati aşamaz.

Kimler Fazla Çalışma Yapamaz

  • Azami tutar haddi; Yıllık izin verilen yasal fazla çalışma süresinin en fazla 270 saat olabileceğini belirtmiştik. 270 saatten fazla çalışmalar yapılamayacaktır.
  • Yaş sınırı; 18 yaşını doldurmamış çalışanlara fazla mesai yaptırılamaz.
  • Kadınlar için; hamile olan veya yeni doğum yapmış olan veya bebeğini emziren kadınlara fazla mesai yaptırılamaz.
  • Sağlığı imkan vermeyen ve bunu belgeleyen işçilere de fazla çalışma yaptırılamaz.

Fazla Mesainin İspatı

Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bunu ispatlamakla yükümlüdür. Bu durumda karşımıza bordrolar çıkmaktadır. İşçinin imzasına havi bordrolar sahteliği kanıtlanana dek kesin delil niteliğinde olup geçerlidir. Eğer bordrolarda fazla çalışma ücretinin ödendiğine ilişkin ibare var ve işçi bunu imzalamış ise sahteliği kanıtlanana dek işçiye fazla çalışma ücreti ödendiği kabul edilir. Ancak işçinin ihtirazi kayıt koyduğu durumlar saklıdır. Bu hallerde işçi bordroda görünenden fazla çalışma yaptığını her türlü delille ispatlama olanağına sahip olacaktır. Ayrıca işyeri kayıtları, işyerine giriş-çıkışı gösteren belgeler, iç yazışmalar da kanıt olma özelliğine sahiptir. Ancak yazılı delille ispatlanamayan durumlarda fazla çalışma şahit anlatımları ile kanıtlanabilir.

Fazla Mesainin İspatına İlişkin Son Zamanlı Bir Yargıtay Kararı

’Taraflar arasındaki başka bir uyuşmazlık konusu da davacı işçinin fazla mesai yapıp yapmadığı noktasındadır.”
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp ispatlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.

Fazla çalışmanın ispatı konusunda iş yeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları, delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle ispatlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları şahit beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.

İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille söz konusu olabilir. Buna karşın, bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda dahi, işçinin geçerli bir yazılı belge ile bordroda yazılı olandan daha fazla çalışmayı yazılı delille ispatlaması gerekir. Bordrolarda tahakkuk bulunmasına rağmen bordroların imzasız olması halinde ise, varsa ilgili dönem banka ve tüm ödeme kayıtları celp edilmeli ve ödendiği tespit edilen miktarlar yapılan hesaplamadan mahsup edilmelidir.

Fazla çalışmanın yazılı delil ya da tanıkla ispatı

İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez.
Fazla çalışmanın belirlenmesinde 4857 sayılı İş Kanunu’nun 68. maddesi uyarınca ara dinlenme sürelerinin dikkate alınması gerekir.

Aynı ilkeler ulusal bayram ve genel tatil çalışmaları için de geçerlidir. Somut olayda, dosyaya sunulan fazla mesai tahakkuku bulunan 2012 yılı Temmuz – Ağustos ücret bordroları imzasızdır. Mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi raporunda bu aylar dışlanarak fazla çalışma ücret alacağı belirlenmiş ise de yapılan bu hesaplama dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Bu hali ile denetime elverişli olmayan bilirkişi raporuna göre karar verilmesi de isabetli değildir. Mahkemece yapılacak …, davacının tüm çalışma dönemi için tanık beyanları da esas alınarak fazla mesai ücretinin belirlenmesi, imzalı ücret bordroları dışlanarak, imzasız ücret bordrolarında fazla mesai olarak tahakkuk ettirilen miktarların banka kanalı ile ödenip ödenmediğinin araştırılarak ödemenin ıspat edilmesi halinde mahsup edilerek varsa davacıya ait fazla mesai ücret alacağının hesap edilmesidir. Hal böyle iken, ödemenin yapılıp yapılmadığı tespit edilmeden imzasız ücret bordrolarına itibar edilerek, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

Tır şoförünün yurt dışında olduğu sırada bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığının yazılı delil veya tanık beyanları ile ispatı mümkündür. Tanık beyanları ile kanıtlanan bu tür çalışmalarda pasaport ve benzeri yurda giriş çıkış kayıtları üzerinden inceleme yapılmalı ve işçinin yurt dışında olduğu süreye rastlayan bayram ve genel tatil günleri için hesaplamaya gidilmelidir. Ancak dosyaya emniyet giriş çıkış kayıtları getirtilmediğinden hesaplama yapılamamıştır.

Mahkemece tazminata esas ücret tespiti için gerekli işlemlerden sonra, dosya bilirkişiye tevdi edilerek, davacının yurt dışında olduğu dönemlere denk gelen genel tatil günleri için ücret hesaplaması yaptırılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. (Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2016/13084 E. , 2019/12496 K.) ‘’

Trafik Kazası Nedir?

Trafik Kazası Nedir?


Trafik Kazasına ilişkin yasal hakların kullanabilmesi için öncelikle trafik kazasının ne olduğu, hangi kazaların bu kapsama girdiğinin bilinmesi gerekir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu madde 3’te trafik kazası : Karayolları üzerinde bir veya birden fazla aracın karıştığı ölüm, yaralanma veya zararlanma ile sonuçlanmış olaylar şeklinde tanımlanmıştır.

Trafik kazasına sebep olan pek çok olay bulunmaktadır. Bilhassa ülkemizde gerek hatalı sürücüler gerek dikkatsiz yayalar neticesinde maalesef çok sayıda kaza meydana gelmektedir. Bunun sonunda ölümler, yaralamalar veya maddi hasarlar ortaya çıkmakta kişiler zarara uğramaktadır. Her bir netice karşısında talep edilebilecek tazminat türü de farklılık göstermektedir.

Trafik Kazasında Görevli ve Yetkili Mahkeme Neresidir?

Trafik kazası neticesinde açılacak maddi ve manevi tazminat davalarında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi’dir. Ancak sigorta şirketin karşı açılacak davalarda görevli mahkeme Asliye ticaret Mahkemesi’dir. Sigorta şirket ile birlikte diğer sorumlulara da dava açılacaksa hepsine birlikte Asliye Ticaret Mahkemesi’nde dava açılabilir.

Yetkili Mahkeme ise; Genel yetki kuralı uyarınca davalılardan herhangi birinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesinde dava açılabilir.

  • Trafik kazasının meydana geldiği yerde de tazminat davası açılabilir.
  • Zarar gören için kolaylık olması amacıyla yerleşim yeri mahkemesinde
    de dava açılabilir.
  • Trafik sigortası şirketinin merkezinin bulunduğu yer de bir diğer yetkili
    mahkemedir.

Trafik Kazasında Zamanaşımı

Trafik kazası haksız fiil olup bu sebeple haksız fiile ilişkin zamanaşımı süresine tabidir. Yani zarara uğrayanın zararı ve sebep olanı öğrendiğinden itibaren işlemeye başlayacak 2 yıllık zamanaşımı süresi ve her halükarda 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Ancak ceza hukukunda daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüş ise bu süre uygulanır. Yani yaralanmalı trafik kazalarında 8 yıl ölümlü trafik kazalarında 15 yıllık, hem yaralanmalı hem de ölümlü kazalarda yine 15 yıllık zamanaşımı süresi bulunmaktadır.

Kimlere Karşı Tazminat Talep Edilebilir?

Trafik kazası neticesinde zarara uğrayan kişiler; ​ araç sürücüsü, araç sahibi,​ araç  işleteni ​veya sigorta şirketine ​ tazminat davası açabilir, uğradıkları zararın giderilmesini talep edebilirler​ .

Trafik Kazalarında Zarar Görenin Hakları

Ölümlü Trafik Kazalarında Zarar Tazmini

Ölümlü trafik kazanın meydana gelmesi durumunda ölenin mirasçılarının talep edebilecekleri giderler şunlardır:

Cenaze masrafları: Ölenin mirasçıları cenaze masraflarını kazanın müsebbibi kişilerden veya Kurumdan talep edebileceklerdir.

Ölümden önceki tedavi masrafları: Ölümden evvel kazaya uğrayan kişi tedavi görmüş ancak kurtarılamayarak vefat etmiş olabilir Böyle bir durumda yine mirasçılar bu tedavi masraflarını (hastane, ameliyat, ilaç masrafları v.b.) talep edebileceklerdir.

Destekten Yoksun Kalma Tamzinatı: Vefat eden kazalının bakmakla yükümlü olduğu onun desteğine ihtiyaç duyan kişiler var olabilir. Kazalının ölümü halinde müteveffanın desteğinden yoksun kaldığını gerek aile üyeleri gerek 3. bir kişi bile olsa (bunu ispatladığı takdirde) bu tazminata hak kazanacaktır.

Manevi Tazminat: Ölümlü trafik kazalarında sağ kalan yakınlarının müteveffanın ölümü nedeniyle elem, keder, ıstırap çekmeleri muhakkaktır. Ölenin yakınlarının bu acılarının biraz olsa dindirilebilmesi için manevi tazminata da Hakime tanınan geniş yetki ve somut durumun takdirine göre bir tazminat hükmedilebilecektir.

Yaralamalı Trafİk Kazalarında Zarar Tazmini

Trafik Kazası Tazminat Hesaplama linkine tıklayarak trafik kazası sonucunda kalıcı iş göremezlik tazminatı yani kalıcı sakatlık tazminatı hesaplama işlemlerini kolaylıkla yapabilirsiniz.

Trafik Kazasında tazminata hak kazanabilmek için yaralanmalı kazalarda yaralanmanın ne ölçüde gerçekleştiği, maluliyet puanının tespiti gibi hususlar etken rol oynamaktadır.
Trafik kazası neticesinde zarara uğrayan/yaralanan kişinin tedavi masrafları ortaya çıkacaktır. Bu tedavi giderleri ​ (hastane masrafları, ilaç masrafları, ameliyat masrafları, bakıcı masrafları vb.) kazanın müsebbibinden istenebilecektir.

İş Göremezlik Tazminatı

kaza neticesinde yaralanan kişinin iyileşene dek çalışamayacağı ve bu sebepten uğrayacağı zararların tazmin edilmesi veya kişinin hayatı boyu kalıcı sakatlığı ortaya çıkmışsa gelecekte yaşayacağı kayıpların tazmin edilerek kişinin zarara uğramasının engellenmesidir.
Maddi hasarın tazmin edilmesi ise, kaza sonucunda ortaya çıkan maddi hasarların sorumlu kişiye tazmin ettirilmesidir.

Manevi tazminat

yaralanan kişi kaza neticesinde çektiği acı, elem, ıstırap yaşadığı travma nedeniyle manevi tazminat talep edebilecektir. Ayrıca yaralanan kişinin yakınları da ”ağır cismani zarar” meydana gelmesi durumu ile sınırlı olarak yaralamalı trafik kazalarında manevi tazminat talep edebileceklerdir.

İş Kazası Nedir?

İş Kazası Nedir?


İş Kazası 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu madde 13’te tanımlanmıştır. Bir kazanın iş kazası sayılabilmesi için;

  • Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada (işyerinde bulunması yeterli olup kaza meydana geldiğinde işin görülmesi şart değildir),
  • İşveren tarafından yürütülmekte bulunan iş sebebiyle(işyerinde veya işyeri dışında),
  • Sigortalının asıl işini yapmadan geçirilen sürede görevli olarak işyeri dışına gönderilmesi sebebiyle,
  • Emziren sigortalı kadının, iş mevzuatınca çocuğuna süt vermesi için ayrılan sürelerde,
  • İşverence tahsis edilen araçta sigortalıların işyerine toplu götürülmeleri sırasında,
  • Sigortalı kendi nam ve hesabına bağımsız olarak çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş sebebiyle (4/b),
    meydana gelen ve sigortalıya kaza sırasında veya daha sonrasında madden veya ruhen özre uğratan kazaya denir.

İş Kazası Ne Zaman Bildirilmelidir?

İşveren, iş kazasını kolluk kuvvetlerine derhal, Sosyal Güvenlik Kurumu’na ise en geç kazadan sonraki 3 iş günü içinde haber vermelidir. İşverenin müdahalesi altında bulunmayan yerlerde geçirilen iş kazalarında bildirim süresi işverenin kazayı öğrendiği zamandan başlar. İşverence bildirimde bulunulmadığı takdirde iş kazasını işçi bildirmelidir. Bildirim yapılana kadar geçen süre zarfındaki geçici iş göremezlik ödeneği açıklanan sürelerde bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyen işverenden tahsil edilir. Ayrıca bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyen işverene her yıl yeniden değerlemeye göre belirlenen ve işyerinin tehlikelilik türü, çalışan sayısı gibi özelliklerine göre değişen tutarda idari para cezası da uygulanacaktır.
4/b kapsamında iş kazası geçiren sigortalının ise bildirim yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle kendisine geçici iş göremezlik ödeneği bildirimde bulunana dek ödenmeyecektir.
Ayrıca iş kazası eksik veya yanlış bildirilmişse, Kurumca yapılan yersiz ödemeler ödemelerin yapıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faizle Kurumu yanılgıya uğratan, gerçeğe uygun olmayan bildirimde bulunanlardan tahsil edilir.

İş Kazası Sonrasında Sağlanan Hak ve Menfaatler Nelerdir?

İş kazası neticesinde kaza geçiren sigortalıya veya hak sahiplerine aşağıdaki ödemelerde bulunulur :

  • Kısa vadeli sigorta kolları kapsamında geçici iş göremezlik ödeneği,
  • Uzun vadeli sigorta kolları kapsamında ise;
  • Sürekli iş göremezlik ödeneği,
  • Sigortalı vefat etmiş ise hak sahiplerine (gelir bağlanır),
  • Gelir bağlanan vefat eden sigortalının kız evlatlarına evlenme ödeneği,
  • Sigortalı vefat etmiş ise cenaze ödeneği ödemeleri yapılmaktadır.

İş Kazalarına İlişkin Davalar

İş kazalarına ilişkin açılacak davalarda görevli mahkeme İş Mahkemeleridir.
İş kazalarına ilişkin davalarda yetkili mahkeme ise,

  • İşverenin yerleşim yerindeki İş Mahkemesi
  • Birden fazla sorumlu olması halinde herhangi birinin yerleşim yerindeki İş Mahkemesi,
  • İşçi vefat etmiş ise, yakınlarının yerleşim yerindeki İş Mahkemesi yetkilidir.

İşverenin veya 3. Kişilerin Sorumlu Olduğu Haller

İş Kazası meydana geldikten sonra Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından iş kazasına ilişkin rapor tutulur. İşçiye bu rapor doğrultusunda Kurum tarafından yukarıda bahsedilen gelirlerden durumuna göre ödeme yapılır. İş kazası neticesinde işverenin sorumluluğunu doğuracak bazı sebepler şunlardır:

  • İşverenin iş kazasının meydana gelmesinde kastı veya ağır ihmali olması durumunda işveren Kuruma karşı sorumlu olacaktır.
  • İş kazası neticesinde Kurumca tutulan raporda işverene rücu edilebilecek durumlar varsa Kurumun işçiye yaptığı ödemeler işverenden talep edilebilecektir.
    Rücuyu gerektirebilecek durumlara ise; işçinin sigortasız çalıştırıldığının, işverenin işçinin primlerini yatırmadığının, iş kazasının meydana gelmesinde işverenin ihmali veya iş güvenliği önlemlerinin alınmamış olması gibi durumlarının tespiti verilebilir. Bu gibi durumlarda Kurumca işçiye yapılan ödemelerin işverenden tahsil edilebilmesi için işverene karşı rücu davası açılır.
  • İşverenin sorumluluğu belirlenirken başvurulan ilke kaçınılmazlık ilkesidir. İş kazasının meydana geldiği tarihte kabul edilen bilimsel ve teknik kurallar uyarınca alınabilecek tüm önlemlere alınsa bile olayın meydana gelmesi durumu kaçınılmazlıktır. Ancak işverenin bu tedbirleri almaması durumunda bu ilke geçerli olamayacak ve işverenin sorumluluğu doğacaktır.
  • İş kazasının meydana gelmesinde 3. bir kişinin kusurunun olması halinde sigortalı veya hak sahiplerine yapılan veya yapılacak ödemeler ile bağlanan gelirler 3. Kişiden tahsil edilebilecektir. Ancak bu gelirlerin yarısı 3. Kişilerden talep edilebilecektir.

İş Kazası Neticesinde İşverenlerden Talep Edilebilecek Tazminatlar

İş kazası neticesinde işçinin işverenlerden talep edebileceği çeşitli tazminat kalemleri bulunmaktadır: Maddi Tazminat, Manevi Tazminat, Destekten Yoksun Kalma Tazminatı gibi tazminat talepleri bulunmaktadır.

İş Kazası Zamanaşımı Nedir?

Öncelikle tazminat taleplerinin, iş kazasının meydana gelmesinden itibaren 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu belirtelim.

İş Kazasında Görevli ve Yetkili Mahkeme Neresidir?

Açılacak Davalarda görevli mahkeme İş Mahkemeleridir.

Yetkili mahkemenin tespiti ise,

  • Genel yetki esasınca; davalı kişinin (gerçek veya tüzel kişi) dava tarihindeki yerleşim yeri mahkemesi,
  • İş kazası veya zararın ortaya çıktığı yer mahkemesi,
  • İşçinin veya işçi vefat etmiş ise yakınlarının yerleşim yeri mahkemesi yetkili mahkemelerdir.
İş Kazası Maddi Tazminat

İşverenin iş sözleşmesine ilişkin tek borcu ücret ödeme değildir. Yaşam hakkının kutsallığı nedeniyle iş güvenliğine ilişkin önlemleri alma borcu da bulunmaktadır. Bu sebeple iş kazasının meydana gelmesinde işverenin alması gereken önlemleri almaması nedeniyle

  • Kazanç kaybı,
  • Tedavi giderleri,
  • İşçinin çalışma gücünün azalması ve yitirilmesi,
  • Ekonomik gücünün sarsılması, gibi nedenlerden dolayı işçinin işverenden tazmini talep hakkı doğacaktır.

İşçinin vefatı durumunda ise;

  • Cenaze masrafları,
  • Ölmeden önce işçinin tedavisi esnasındaki masraflar,
  • Vefat edenin desteğinden yoksun kalan kişilerin uğradığı kayıpları işçinin yakınları/hak sahipleri işverenden zararların giderilmesini talep edebilecektir.

Şunu belirtmek gerekir ki; işçiye ödenecek maddi tazminat tutarı belirlenirken Sosyal Güvenlik Kurumunca kendisine bağlanan gelir veya ödemeler göz önünde bulunur bunların maddi tazminattan mahsubu gerçekleştirilir.

İş Kazası Manevi Tazminat

İş kazası neticesinde zarar gören işçinin veya ağır bedensel zarar veya ölüm halinde yakınlarının manevi tazminata hak kazanabilmesi için bazı şartlar gerekmektedir :
İşverenin hukuka aykırı hareketinin sonucunda bir zarar meydana gelmesi, hareket ile zarar arasında illiyet bağı kurulması ve işçinin cismani zarar görmesi.
İş Kazalarında Manevi Tazminatın Belirlenmesinde Yargıtay’ın Değerlendirmesine İlişkin Örnek Bir Karar
”Manevi tazminatın miktarı konusundaki ölçütleri olay tarihinde yürürlükteki borçlar kanunun 47.maddesi ile 26.06.1966 gün ve 7/7 sayılı İBBGK kararı ile bu doğrultuda verilen yargısal kararlar oluşturmaktadır”.
Buna göre: Hakim hususi halleri nazara alarak adalete uygun tazminata karar verebilecektir. Bu çerçevede uygulamada belirlenen ölçütler ise şunlardır:

  • Adalete Uygunluk,
  • Hükmedilen paranın zarara uğrayanda manevi huzuru doğurabilecek miktarda olması,
  • Zarara uğrayanda tatmin duygusunun etkisine ulaşabilecek kadar olması,
  • Ülkenin ekonomik koşulları,
  • Tarafların mali ve … durumları,
  • Paranın satın alma gücü,
  • Tarafların kusur durumu,
  • Olayın ağırlığı,
  • Sürekli işgöremezlik oranı,
  • İşçinin yaşı,
  • Olay tarihi,
  • Kusurlu davalı yönünden çaydırıcılık uyandıracak oranda olması gibi.

Bu ölçütler ışığında davalı taraftaki kusur yoğunluğu ve davacıların oğullarının vefat etmesi nedeniyle her bir davacı için 70.000,00 TL manevi tazminat verilmesinin hakkaniyete uygun ve makul olduğu kanaatine varılmıştır. (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 2018/7266 E. , 2019/4064 K. 23.05.2019 T.) ”

Destekten Yoksun Kalma Tazminatı

İş kazası sonucunda işçinin vefatı meydana gelir ve vefat eden işçinin desteğinden yoksun kişiler mevcut ise bu kişilerin işverenden destekten yoksun kalma tazminatı talep hakları mevcuttur.

Kıdem Tazminatı Nedir?

Kıdem Tazminatı Nedir?


Kıdem tazminatı nedir? 4857 sayılı İş Kanunu uyarınca işçi sayılan kişilerin, belli şartlar dahilinde işten ayrılmaları durumunda işçinin hak kazanacağı ve çalışanın çalıştığı her 1 yıl için 30 günlük giydirilmiş brüt ücrettir. Kıdem Tazminatı Hesaplama linkinden kıdem tazminatınızı kolay ve hızlı bir şekilde hesaplayabilirsiniz

Kıdem Tazminatına Hak Kazanma Koşulları – Kıdem Tazminatı Şartları

Kıdem Tazminatına hak kazanılması için, iş akdinin 4857 sayılı İş Kanunu’nda gösterilen sebeplerden biri nedeniyle sona erdirilmesi gerekmektedir. İşçi veya işveren feshinde hangi durumlarda kıdem tazminatına hak kazanılacaktır?

İş Kanunu Uyarınca İşçi Sayılan Kişiler

Bu Kanun uyarınca işçi sayılan kişiler bir işverenin bakım ve gözetimi altında ona hizmet akdi ile bağlı çalışan kişilerdir. Hizmet akdi ise temelinde işçinin işverenine bağlı, belirli bir işi görme karşılığında işverenin ücret ödeme borcunu doğuran bir sözleşmedir.

Kıdem Tazminatı Hesaplama Formülü

Kıdem tazminatı hesaplama formülü kural olarak çalışanın çalıştığı yıl süresinin 30 günlük giydirilmiş brüt ücret ile çarpılmasıdır.

İşverenin Feshetmesi Durumunda Kıdem Tazminatına Hak Kazanılması

Temel kural işverenin iş sözleşmesini fesih halinde işçinin kıdem tazminatına hak kazanmasıdır. Ancak bazı hallerde işveren sözleşmeyi feshetse dahi işçi kıdem tazminatı alamayacaktır. Bunlar İş Kanununda Ahlak ve İyi Niyet Kurallarına Aykırılık olarak belirtilen hallerdir.

  • İşçinin sözleşme kurulurken işverenini yanıltması durumunda işçi kıdem tazminatı alamaz:

İş akdinin yapıldığı esnada iş için esaslı nokta teşkil eden hususlarda işçinin kendinde bulunmayan vasıflar hususunda işvereni yanıltması veya işçinin doğru olmayan, gerçeğe aykırı beyanlarda bulunması halinde işçi işverenini yanıltmış olacaktır.

Böyle bir durumun güven ve dürüstlükle bağdaşmadığı açıktır. İşçinin kendinde bulunmayan vasıfları varmış gibi belirterek işverenini yanıltması halinde  işverenin sözleşmeyi feshi haklı bir fesih olup işçinin kıdem tazminatı alamamasına neden olacaktır. Ancak bu yanıltma işin esaslı noktalarına ilişkin olmalıdır.

  • İşçi, işverenine veya aile üyelerine ‘’itibar’’ zedeleyici hareketler sergilemesi halinde kıdem tazminatı alamaz :

İşçinin, işvereni veya onun aile fertlerinden biri hakkında şeref ve namusuna dokunacak kelimeler söylemesi veya hareketler sergilemesi, işvereni hakkında şeref ve haysiyet kırıcı gerçeğe aykırı ihbar ve yakıştırmalarda bulunması durumunda kıdem tazminatı alamayacaktır. İşçinin bu davranışları karşısında Kanun koyucu işverenin feshini haklı görüp ona tazminatsız fesih imkanı tanımıştır.

  • İşçinin taşkın davranışlar sergilemesi karşısında kıdem tazminatı alamaz :

İşçi işvereninin başka bir işçisini taciz eder veya işverenine, onun ailesine veya işverenin bir başka işçisine sataşacak tutumlar sergiler yahut işyerine sarhoş veya uyuşturucu madde kullanarak gelir veya bu maddeleri işyerinde kullanırsa bu gibi tutumlarda bulunan işçilerin de kıdem tazminatı alamayacaklardır.

  • İşçinin işvereninin güven ve bağlılığını zedeleyici hareketlerde bulunması halinde kıdem tazminatı alamayacaktır:

İşçinin işvereninin güvenini kötüye kullanması, hırsızlık yapması veya meslek sırlarını başkalarıyla paylaşması işvereninin güvenini ve bağlılığını zedeleyecek hareketlerdendir. Bu gibi hallerde artık işçi kıdem tazminatı alamayacaktır.

  • İşçinin devamsızlıklarının kanunda öngörülen sürelerde olması halinde kıdem tazminatı alamayacaktır

İşçi izin almadan yahut haklı bir sebebi bulunmadan art arda 2 iş günü gelmez veya bir ay içinde herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü veya bir ayda 3 iş günü işine devam etmez ise işverenin devamsızlık nedeniyle sözleşmeyi feshi haklı bir neden olacak ve işçi kıdem tazminatı alamayacaktır.

Ancak işverenin tuttuğu devamsızlık tutanaklarından daha önce işçinin haklı fesih ile işten ayrıldığı durumlar bu durumdan müstesnadır ve işçi kıdem tazminatına hak kazanacaktır.

  • İşçi işine ehemmiyet vermemesi veya işine gerekli dikkat ve özenini vermeyerek bir tehlikeye veya zarara neden olması hâlinde kıdem tazminatı alamayacaktır.

İşçinin yapmak zorunda olduğu görev ve sorumlulukları kendisine hatırlatıldığı halde ısrarla yapmamaya devam etmesi kıdem tazminatı almasını engelleyecektir. Veyahut işçinin isteyerek veya boşlaması yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, iş yerinin malı veya orada bulunan eşyaları otuz günlük ücreti kadar ödeyemeyecek tutarda hasar vermesi veya kayba uğratması halinde işçi kıdem tazminatına hak kazanamayacaktır.

  • İşçinin cezası ertelenmeyen 7 günden fazla hapis cezasına çarptırılan bir suç işlemesi halinde de işveren iş sözleşmesini tazminatsız feshedebilecektir.

Kıdem İhbar Hesaplama

kıdem ve ihbar tazminatı hesaplama işlemlerinizden ihbar tazminatı hesaplama işlemi için İhbar Tazminatı Hesaplama Formunu kullanabilrsiniz.

İşçinin İş Akdini Feshetmesi Halinde Kıdem Tazminatı

İşçi kendi isteğiyle iş akdini feshederse temel kural kıdem tazminatına hak kazanamayacak olmasıdır. Ancak haklı nedenlerle işçinin iş sözleşmesini feshetmesi halinde işçi kıdem tazminatı alabilecektir. Yani belli durumlarda işçi kendi istifa etse dahi bu durum haklı fesih sayılacak ve kıdem tazminatına hak kazanacaktır.

1- İşçi Sağlık Problemi Nedeniyle Sözleşmeyi Feshederse Kıdem Tazminatına Hak Kazanacaktır:

Yapılacak işin özelliğinden kaynaklanan nedenle işçinin hayatı veya sağlığı için tehlike arz ederse işçinin bu gibi halde sözleşmeye devam etmesi beklenemez ve böyle bir fesih işçi açısından haklı fesih sebebi oluşturacak ve kıdem tazminatı alacaktır.

İşçinin devamlı yakın irtibat kurduğu işveren yahut başka işçi bulaşıcı bir hastalığa tutulabilir. İşçinin bu durumda da feshi yaşam hakkının kutsallığı gerekçesiyle kıdem tazminatı almasını sağlayacaktır.

2- İşçi Ahlak Ve İyi Niyet Kurallarına Aykırılık Halleri Nedeniyle Sözleşmeyi Feshederse Kıdem Tazminatına Hak Kazanacaktır

Yukarıda işverenin sözleşmeyi feshini haklı kılan ve işçinin kıdem tazminatı alamamasına neden olan Ahlak Ve İyi Niyet Kurallarına Aykırılık Hallerini işveren gerçekleştirirse bu durumda fesih işçi için haklı olacak ve kıdem tazminatı alacaktır. Bu hallerden yukarıda olmayanlara ek olarak şunlar söylenebilir :

  • İşveren işçisine cinsel tacizde bulunursa işçi sözleşmeyi feshederek tazminata hak kazanacaktır.
  • İşveren çalışana veya aile fertlerinden birine sataşır – onlara gözdağı verirse, veya işçiyi veya aile fertlerinden birisini yasaya karşı davranışa özendirir, kışkırtır, sürükler, veya çalışana ve aile fertlerinden birine karşı hapsi gerektiren suç işlerse,
  • İşçi işyerinde bir başka işçi veya 3. Bir kişi tarafından tacize uğrar bunu işverenine söylediği halde gerekli önlemler alınmazsa bu durumda işçiden o işyerinde çalışmaya devam etmesi beklenemeyeceğinden feshi haklı görülerek kıdem tazminatı alabilecektir.
  • Ücret ile ilgili meseleler;
  • İşveren işçinin ücretini kanuna veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap etmez veya ödemezse,
  • Ücret, parça başı ya da yapılacak iş miktarı uyarınca kararlaştırılır da işverenin çalışana yapabileceği miktar ve tutardan az iş vermesi, aradaki ücret farkının ödenerek çalışanın eksik aldığı ücret ödenmez, veya çalışma koşulları uygulanmaz ise çalışanın kıdem tazminatı hakkı doğacaktır.

3- Zorlayıcı Sebeplerin Varlığı Halinde İşçi Kıdem Tazminatı Alacaktır :

Zorlayıcı sebeplerden kasıt ise, işçinin çalıştığı işyerinde bir haftadan fazla süre ile işin durmasını gerektirecek sebeplerin ortaya çıkması halidir.

  • İşçi askerlik görevi sebebi ile işten ayrılırsa kıdem tazminatını alabilecektir.
  • Kadın işçi ise, çalışırken evlenmiş ise bir yıl içinde işinden ayrılması durumunda kıdem tazminatını alabilecektir.
  • İçinin emeklilik nedeniyle kıdem tazminatına hak kazanması :

İşçi emeklilik şartlarını sağlıyor ve ilgili kuruma başvuruda bulunmuş ise kıdem tazminatı alabileceği gibi 15 yıllık sigortalılık ve 3600 prim gün sayısını tamamlayarak da işten ayrılması halinde kıdem tazminatı alabilecektir.

  • İşçinin ölümü halinde (varisleri) kıdem tazminatına hak kazanacaktır.
  • İş sözleşmesinin esaslı koşullarında değişiklik halinde işçi kıdem tazminatı alacaktır:
Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi Sebebiyle Alakalı Davalar

Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi Sebebiyle Alakalı Davalar


Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi Sebebiyle Alakalı Davalar konusunda kat karşılığı inşaat sözleşmesi feshi ile birlikte tapu iptal ve tescil davaları gündeme gelebilir. Kısaca açıklamak gerekirse tapu iptal ve tescil davası ile bir daireyi ve ya arsa payını haksız yere elinde bulunduran kişiden o payların veya dairelerin kendisine geçirilmesi istenir. Örneğin, müteahhite inşaatı tamamladığı halde hak ettiği daireleri tapuda geçirmeyen arsa sahibine karşı müteahhit tarafından tapu iptal ve tescil davası açılır. Yani sözleşmeye aykırı davranmasına rağmen daireyi elinde bulunduran kişiye ve ya sözleşmeye uygun davranmasına rağmen kendi üstüne daireleri alamayan kişi tarafından açılan davadır. Bu dava anlaşmazlık konusu olaya göre ya arsa sahibi ya yüklenici ya da yükleniciden hak kazanan 3. kişiler tarafından açılabilir.

Arsa Sahibinin Açtığı Tapu İptali ve Tescil Davaları

Arsa payı inşaat karşılığı sözleşmesinde arsa paylarının devri tarafların anlaşmasına göre çeşitli zamanlarda yapılabilir. Arsa sahibi yükleniciye inşaat başlamadan ve ya başlama esnasında tüm payları devretmiş olabilir. Bu noktada karşılaşılacak sorun ise inşaatın bitmesinden sonra yüklenicinin devretmesi gereken bağımsız bölümleri yani daireleri arsa sahibine devretmemesidir. Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi Sebebiyle Alakalı Davalar konusunda böyle bir durumda arsa sahibi mağdur duruma düşer ve tapu iptal ve tescil davası açması gerekir. Bu dava ile mahkemeden yüklenici üzerindeki sözleşme konusu arsa sahibine verilmesi gereken dairelerin iptali ve bunların arsa sahibine tescil edilmesi talep edilir. Bu durumun önlenmesi için yükleniciye verilen paylara ipotek konulabilir ve inşaat seviyesi ilerledikçe bu ipotekler ilerleme oranınca çözülebilir. Ya da arsa sahibi teminat mektubu alabilir.

Benzer bir durumda da yüklenici daireleri inşaata başlamadan ya da inşaat devam ederken 3. kişilere satmış olabilir. Arsa sahibinin inşaatın başlama sırasında tüm arsa paylarını yükleniciye devretmesi Yargıtay’ın tabirine göre avans niteliğindedir, yükleniciye finans sağlamak niyetiyle yapılır ve yüklenici 3. Kişilere kendi payına düşecek daireleri daha inşa etmeden satarak kendine finansman sağlamış olur.  Yani ortada fiziki daireler bulunmamasına rağmen daireler satılmıştır. Satışa ve sağlanan finansmana rağmen sözleşme mahkeme kararıyla geriye etkili şekilde feshedildiyse arsa sahibi tapu iptal ve tescil davasıyla yükleniciden ve yükleniciden daireleri satın alan 3. Kişilerden arsa paylarını geri talep eder.

İnşaat süresinde başlamamış ve bitirilmemiş ve akabinde sözleşme geriye etkili feshedilmiş ise, sözleşme hiç yapılmamış kabul edilir. Yükleniciye geçen ve oradan da 3. kişiye geçen paylar hukuki dayanaktan yoksun kalır ve iadesi gerekir. Eğer ki fesih ileriye etkili olursa yüklenici daireleri hak eder ancak inşa ettiği oranda daire alır. Örneğin 10 daire alması gerekirken inşaat seviyesi %90’da ileriye etkili olarak sözleşme feshedilmiş ise yüklenicin hak ettiği pay 9 daire olur ve önceden geçen 1 fazla dairenin iptal ve tescili gerekir.

Yüklenicinin Açtığı Tapu İptali ve Tescil Davaları

Yüklenici tarafından açılacak  bu Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi Sebebiyle Alakalı Davalar ancak Kat karşılığı inşaat sözleşmesi feshedilmemiş olduğu durumlarda açılabilir. Şayet sözleşmede yükleniciye bağımsız bölüm verileceği kararlaştırılmışsa bağımsız bölümler kat irtifakı kurulmasıyla oluşacağından öncelikle tapuda kat irtifakının kurulması gerekir.  Kat irtifakı inşaat yapılacak veya yapılmakta olan arsa üzerinde yapılacak dairenin hissesine düşen arsa tapusudur. Eş deyişle, kat irtifakının amacı yapılacak binanın ve dairelerin özellikleri, metrekaresi, modeli vs hakkında taahhüt vermektir. Bu şekilde, yapılacak dairelerin nasıl olacağı taraflar arasında kararlaştırılmış olur ve ileride bir anlaşmazlığa düşüldüğünde mahkemede bu kat irtifakı ileri sürülerek mahkemenin tespit yapmak adına daha da uzamasının önüne geçilmiş olunur. Bu sebeple yüklenicin dava açmadan önce kat irtifakını kurmuş olması onun lehinedir.

Aynı zamanda yüklenicinin açtığı tapu iptali ve tescil davalarında hakim tarafından yüklenicinin özen borcu göz önüne alınır. Bunun gereği olarak inşaatın plan ve projesine, ruhsatına ve imara uygun yapılıp yapılmadığı belediye işlem dosyası getirtilerek araştırılır. Uygun değilse yasal hale getirilmesi için yükleniciye süre verilir. Yasal hale geldikten sonra yüklenicinin hak ettiği paylar için tescil hükmü oluşturulur. Bu sebeplerle yüklenicinin mahkemeye başvurmadan önce yapması gereken işleri eksiksiz halletmesi, uzun sürecek ve bu sebeple mağduriyet yaşatacak davaların önünü kesmiş olur.

Üçüncü Kişilerin Yükleniciden Kazandıkları Kişisel Hakka Dayalı Tapu İptal Tescil Davaları

Bu Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi Sebebiyle Alakalı Davalar yükleniciden arsa payı hakkını devralan 3. Kişiler tarafından açılır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta 3. kişinin yükleniciden arsa payı satın almadığıdır. Zira bu payları hâlihazırda almış olsaydı zaten bu davayı açmaya gerek olmazdı. Kısaca özetlemek gerekirse arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca inşaat yapıldığında, kural olarak yüklenici inşaatı anlaşmaya uygun olarak yaptığında dairelerin mülkiyetinin nakil hakkını kişisel hak olarak kazanır. Buna uygun olarak da sözleşmede kendisine ayrılan dairelerin mülkiyetlerinin naklini arsa sahibinden isteyebilir. Yani arsa payları hala arsa sahibinin elindedir ve sözleşmeye uygun olarak inşaat yapıldığında bu paylar yükleniciye devredilecektir. Yüklenici de gelecekte sahip olacağı daire hakkını inşaat daha bitmeden 3. kişilere devretmektedir. Bu devir bu sebeple bir satış mahiyetinde değil, alacağın devri mahiyetindedir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 26/11/2009 gün, 2009/13145 esas ve 2009/13899 sayılı kararında bu husus belirtilmektedir.

“Taraflar arasında konut satışına ilişkin haricen yapılan bir sözleşme olduğu dosya içeriğinden anlaşıldığı gibi bu husus mahkemenin de kabulündedir. Tapulu taşınmazın harici satışına ilişkin sözleşmeler resmi şekilde yapılmadığı için geçersizdir. ( TMK 706, BK 213 Tapu Kanunu 26 ) Kural bu olmakla birlikte, kat karşılığı inşaat sözleşmeleri de yüklenici kendisine düşen yükümlülükleri yerine getirdiğinde, kendisine verilecek konutların adına tescili için kişisel bir hak kazanır. Yüklenicinin tescil için kazandığı bu kişisel haklan BK 163 maddesi gereği yazılı olmak koşulu ile 3. kişiye devir ve temlik edebilir.”

Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin noterde yapılması gerekse de, alacağın devri adi yazılı şekilde, notere ihtiyaç duyulmadan yapılır. Yani yüklenici daire hakkını 3. Kişilere arsa sahibinin rızasına gerek duymaksızın sadece kendi aralarında yazılı bir şekilde yaptığı anlaşmayla devredebilir. Eğer ki aynı daire birden fazla kişiye devredilmişse, ilk devredilen kişi hak sahibi olur.(14. Hd 20.11.2003 t e:2003/5341 k:2003/8244) Tabi bu alacak hakkı arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin hüküm doğurmasına bağlıdır. Eş deyişle, yüklenici sözleşmeye uygun bir şekilde inşaatı tamamladığında 3. Kişinin alacak hakkı doğacaktır. Çünkü 3. Kişi artık yüklenicinin yerine geçmiştir ve buna dayanarak arsa sahibinden daire hakkı iddia etmektedir. Tabi bu yüklenicinin yerine geçme olayı ile artık arsa sahibinin, yükleniciye karşı ileri sürebileceği itirazları hakkı devralan 3. Kişilere de ileri sürme hakkı doğmaktadır.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 29. 11. 2007 gün, 2007/13130 Esas ve 2007/15128 sayılı kararı

“ Buna göre temliki öğrenen borçlu, temlik olmasaydı önceki alacaklıya (yükleniciye) karşı ne tür defiler ileri sürebilecekse aynı defiler yeni alacaklıya (temlik alan üçüncü kişiye) karşı da ileri sürebilir hale gelir. Bir bakıma denilebilir ki temlik sözleşmesinin öğrenildiği ana kadar temlik söz­leşmesinin dışında olan ve işlemin tarafı olmayan arsa sahibi temlik işleminde haberdar olunca temlik işleminin tarafı olur. Ve arsa payı devri karşılığı inşaat yapım sözleşmesinden kaynaklanan haklarını ona karşı (üçüncü kişiye) ileri sürer hale gelir. ” (Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 29. 11. 2007 gün, 2007/13130 Esas ve 2007/15128 sayılı kararı)

Buna bağlı olarak yüklenici inşaatı bütünüyle tamamlamamış ancak noksan bıraktığı iş az bir boyutta olabilir. Bir başka deyimle arsa sahibi tarafından tahammülü mümkün ölçülerde eksiklik kalırsa bu eksiklerin yükleniciden daire devralan kişiler tarafından tamamlanırsa ve ya eksiklik paraya dönüştürülerek arsa sahibine ödenirse 3. kişi tescil isteyebilir. Yani az miktardaki eksikliği tamamlayarak 3. kişiler daireleri arsa sahibinden alabilirler veyahut eksik miktarın parasını da verebilirler. Bu sebeple Kat karşılığı inşaat sözleşmesine bağlı yükleniciden daire alan kişilerin ilerideki mağduriyetlerinin azalması açısından yüklenicinin güvenilir olmasına, önceki örnek projelerine ve yaptıkları işlere dikkat etmelerinde fayda vardır.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 1998/04816 K: 1998/07616 sayılı kararında bu husus belirtilmektedir.

“Şayet yüklenici, eser sözleşmesinden doğan edimlerini bütünüyle yerine getirmiş olmamakla beraber noksan bıraktığı iş pek cüzi bir boyutta ise yani bu noksanlığın paraya dönüştürülerek tamamlanması arsa sahibi açısından tahammül edilebilir bir boyutta ise o vakit bu pek cüzi noksanlığın paraya dönüştürülerek tamamlanması suretiyle de tescil istenebilir.”

Toparlamak gerekirse, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi kanunda bulunmadığından ve şartlarının da bir bakıma Yargıtay içtihatlarıyla oluştuğundan dolayı gündelik hayatta bu sözleşmenin uygulanmasında birçok problem ortaya çıkmaktadır. Kat karşılığı inşaat sözleşmesi davaları ister yüklenici, ister arsa sahibi isterse de müteahhitlerden daire alan 3. kişiler tarafından olsun, hem sözleşme öncesi hem de uyuşmazlık sonrası daima bu konunun uzmanlarından yardım almak sonradan sorun çıkmasını ve ya sorun varsa tarafların en lehine olacak şekilde bu sorunun çözülmesini sağlayacaktır.

Gayrimenkul Hukuku sayfamızdan diğer yazılarımıza ulaşabilirsiniz.